Medreseyi Geliştirme Üzerine İstişare

29 Kasım 2022

Allah’ın yüce Adıyla..

Konumuz mevcut İstanbul medreselerinin dil öğretim sorunları.. Bu soruyu medrese erbabına sorduk:  “Medresenin verdiği Arapça dil eğitiminde sorun var mı? Bu sorun/lar sence nedir? Tavsiye ettiğin bir çözüm var mı?”

Malumdur ki medrese her asırda olduğu gibi bu asırda da şiddetli tenkit ediliyor. Onların tenkitlerini haklı çıkarmamak için biz evvela nefis muhasebesi yapıp kendi eksiklerimizi görmeli ve telafi cihetine gitmeliyiz. Çalışmanın sonucu cevap veren hocalarımla paylaşılacak. Şimdiden Allah razı olsun.

Tembih : Bu arada şunu belirtmek lazımdır ki aşağıda verilen cevaplarda hoca arkadaşlarımız tespit ettikleri sorun ve aksaklıklar kendi yaşadıkları hususi bir medreseyle alakalı olup genel değildir. Yani aslında herkes kendi yaşadığı sorunları dile getirmiştir. Bu bakımdan bazı sorunları okurken “yoo bizim medresede böyle bir sorun yok” diyebilirsiniz. Sizde yoksa başkasında vardır. herkes kendi eksiğini görüp telafi etmeyi yoluna gitmelidir.

Çalışma bizden tevfik Allahtan

Soru: Muhterem hocalarım sizce tespit edilen bu eksiklikler nelerdir ?

1) Abdülaziz Akyüz :

ve aleyküm selam hocam. Hedefimiz açısından bakarsak medresenin (Erenler vakfı özelinde) Arapça eğitiminde ciddi bir sorun yok. Hedef İslami ilimleri elde edebilme ise medrese bunu güzel yapıyor. Konuşma becerisi vermiyor çok fazla ama zaten bunu hedeflemiyoruz zannımca. Cümlemizden Allah razı olsun

İsa Erdoğan: peki üstat bir medrese mezunu örneğin bir İmam Gazali’nin Tehafüt’ünü okuyabilir mi ? veya günümüzde Arapça basılan bir ilmi dergiyi okuyup değerlendirme yapabilir mi ?

Abdulaziz Akyüz: Mezun deyince tabi orta seviye ve üstünü baz alırsak.. Medreseler artık çok aşamalı. İlk etapta zaruri bilgileri elde etme kabiliyeti ve güzel ahlak ve maneviyat veriliyor. İhtisas okursa Tehafüt te okur, ilmi dergileri de okur


2) Muharrem Azaklı :

Ve aleyküm selam kıymetli hocam
Medrese ile alakalı fikir yürütmek erbabının hakkıdır Bizim de düşüncemizi istediniz haddim olmayarak birkaç kelam edeceğim Mevla Teala rızasına uygun muvaffak eylesin amin. Medreseleri karalayan kişiler kör sağır ve dilsizlerdir, bunlara peygamberimizden aleyhissalatu vesselam bu tarihe kadar medreselerden yetişen alimlerin ve kitaplarının isimlerini say desek bundan aciz kalır, Efendi Hazretleri gibi hem mürşit hem de müderris olanların isimlerine bile vakıf değillerdir.

Medreseleri değil de müfredatı ve bazı ders kalitesini tenkit ediyorlarsa bu meseleler erbabınca uzun uzun müzakere etmelidir. Ben medreselerin eksiğini kusurunu bilmiyorum, ancak daha iyiye ulaşmak için bazı tavsiyelerde bulunmak istiyorum

  • Şu anki medreselerdeki eğitim sistemine gelince Meşayih’ın ve eski hal ehli büyük allamelerin hayat ve metotları incelenmeli, Selçuklu ve Osmanlı medreselerin fiziki yapısı ve ders çalışma sistemi incelenmeli.. Onlardan yön ve ibret almalıdır.
  • Arapça ve Kur’an-ı Kerim hocaları ihlaslı ve işin uzmanı olmalı. Arapçaya başlamadan önce hedef neresidir belirlenmeli.
  • Arapça sarf nahivden önce Efendi hazretlerimizin “Ben ezberlemişim siz de ezberleyin” dediği Sıbha-i Sıbyan (çocuklar için lugat kitabı) gibi kitaplar üzerinden kelime ve manaları ezberlenmeli
  • İbaresi kolay Arapça hikayeler Nasrettin Hoca gibi kitaplar okunup kelimelerin yavaş yavaş zihinde canlanması sağlanmalı
  • Mahmut Efendi Hazretlerinin vekillerinden rahmetli zavendikli Mustafa Efendi medreseye gelmişti “size tavsiyem yemekhanede
  • Türkçe konuşmak yasak olsun Arapça konuşmak serbest olsun, talebe pratiği çabuk kavrar” buyurmuştu
  • Avamil kitabından itibaren günlük kelime tahlili dersi yapılmalı
  • Hocam hatırlarsanız Efendi Hazretleri ikindi sohbetinden sonra Selami Öztürk’e (Adapazarlı Bilal Öztürk hocamızın torunu) sohbet etmiş olduğu Ayetler üzerinden kelime tahlili yaptırırdı (kelime çeşidi nedir, cümlede hangi öge..) bunun çok önemi var talebe bu ders sayesinde konuları çok çabuk kavrıyor
  • Dersler sınıftaki talebenin tamamından teker teker dinlenmeli asla taviz verilmemeli ders yapılmamış veya anlaşılmamış ise o ders geçilmemeli
  • Ders okuma vakti mütalaa ve müzakere vakitleri belli olmalı, her ders grubunun yanında üst ders grubundan bir grup olmalı eksiklikler giderilmeli
  • İbadetler terk edilmemeli, hocalar talebeye düzenli sohbet vaaz etmeli
  • Yaşlı alimler ziyaret edilmeli ve medreseye davet edilip az da olsa ilim halkası oluşturulmalı
  • Medrese hocaları diğer medrese hocaları ile buluşup kaynaşmalı, bunu da talebenin göreceği şekilde yapmalı
  • Talebe mükafatlandırılmalı yazın yayla gibi yerlerde ders yapılmalı, Efendi Hazretleri Bursa’ya veya Adapazarı Keremali yaylasına gittiği gibi
  • Talebe okuduğu kitabı bitirince imtihan edilmeli anlamadıysa tekrar ettirilmeli

——————- 

3) Abdusselam Tunç :

Medresedeki arapça dili öğretimi çoğunlukla tek taraflı olması önemli bir eksiklik. Benim gördüğüm medrese arapça öğretimi Arapça’dan Türkçe’ye tercüme etmek şeklinde verilir. Türkçe’den Arapça’ya çeviri olmadığı için tek kanatlı olur. Mesela Mektubat gibi tercümesi olan bir eser Türkçe’den arapçaya tercüme ödev ve görevi verilirse talebe daha hızlı ve sağlıklı ilerler.

Gözlemin şudur: Hangi dili konuşuyorsanız aslında meramınızı, maksadımız ve duygularınızı o dile tercüme ediyorsunuz demektir. Biz zaten Türkçe biliyoruz. Medreseden maksat Arapça mı yoksa Türkçe mi öğrenmektir? Arapça! Arapça kaideler öğretilir, metinler okutulur vs. ancak bunlar sadece Arapça’dan Türkçe’ye olduğu için kısır ve eksik kalır. Çoğu zaman talebe belli kelimelerle sınırlı kalır.

Oysaki şöyle yapılsa, bir kimse içindeki duyguları Arapçaya tercüme edebilmesi için (önce hatasını kendisi tashih edebilmesi için) Türkçe’ye tercüme edilmiş bir metni Arapça’ya tercüme etse.

İlerledikçe Arapça makale yazsa, Daha da ilerledikçe Arapça şiir yazsa. Medrese döneminde bunlar hocalar tarafından talebeye mecburi hale getirilse.. O zaman çift kanatlı olur. Medreselerden yeni mezun olan talebelerden rahatça Arapça konuşan, istediği metni takılmadan okuyabilen var mı? Katılır veya katılmazsınız ama bunlar kendi kanaatimdir

————–

4) Ali Piştofoğlu :

Kıymetli üstadım elbetteki sorun var. Acizane Suriye Şam’ı Şerif’te Arapça dil eğitim aldım buna istinaden medreselerimizde tatbik ettiğim şu metotla başarıya muvaffak oldum. 1 dönem 9 aylık eğitim öğretim dönemini 3+3+3 şeklinde bölmeliyiz
İlk 3 ay sadece yaşam alanımızda bulunan cisim vb her eşya ismi ve fiilleri kelime olarak ezberlemeliyiz
İkinci 3 ay ezberlenen bu kelimelerle bol bol sosyal çevre içindeki cümleleri muhasebe kitapları menkıbe ve hikaye kitaplarından okuyup çözmeli cümle olarak mütalaa müzakere edip ezberlemeli
Üçüncü 3 ay ise bu kelime veya cümlelerle her gün muntazam bir şekilde en az yarım saat sesli bir şekilde mümkünse bir Arap kardeşimizle (isti’mali bilen fasih dil konuşan) muhadese yapmalı.

Tembih: Doğru veya yanlış telaffuzdan asla utanıp çekinmemeli mutlaka konuşmaya ğayret göstermeliyiz

Çalıma ğayret biz aciz talebe-i ulumdan Muvaffakiyet El-Kelim olan yüce rabbimizdendir. Ali Piştofoğlu

————-

5) Abdulkadir Sırımsı :

Sarf ve nahiv kitapları çok hızlı geçiliyor. Kelime çekimi terkip yetersiz kalıyor. Bir de Arapça bitirdim diyen bir molla arapça konuşamıyor. Pratik arapça derslerinin de artırılması lazım. Hatta tekamüle geçecek mollanın arapçayı çok rahat konuşması lazım. Bu fakirin tespitleri böyle

—————

6) Mehmet Tuna :

Dünyanın süsüne, eşyasına değer vermeyin. Hacı Dursun Efendi Hocamız: “Medreseleri gezdiğimizde hangi medreseyi çok süslü, fiyakalı bulursak, bu medreseden hoca çıkmaz, zira buranın talebeleri dünyalık işlerle aşırı meşgul olmaktan, âhirete hazırlanmaya vakit bulamazlar diye düşünürdük” derdi. Bizden önceki talebeler kendilerini ilme, ibadete öyle verirlerdi ki yemek pişirmeğe vakit bulamazlardı. Mevlâ Teâlâ bizlere de o âl-i himmet sahibi olan büyüklerin yolundan gitmeyi nasip eylesin.” demiştir şeyhimiz Mahmud Efendi Hazretleri (Kuddise Sirruhu)

————–

7) Musab Emrah Meral :

Arapça öğretimde gramer kuralları verilirken misaller çoğaltılmalı.. Talebeye arapça çok ibare okutulmalı..
Kurallar ayet ve hadislerle şablon baskı (çok sağlam) haline getirilmeli..

—————-

8) Abdullah Birisi ..4019

Aleykumselam sayın hocam. Eksikliğin çoğu bende idi bunun yanında şu da var tabi ki bizim medresede pratik hiç denecek kadar yoktu hocam Molla Camiye gelmiştik ama daha mana veremediğimiz gibi Arapça’da konuşamıyorduk..

——————— 

9) Ahmet Öztekin :

Hocam medreselerde mükaleme eğitimine biraz da ağırlık vermeliyiz ve Karadeniz usulü ile Doğu üsulünü meczetmeli, birbirine karıştırmamız gerekiyor bence. Yani doğudaki kadar fazla sarf nahiv tabii olmayacak ama Karadeniz usulündeki Aamil’den sonra hemen Nur-ul İzah falan da başlamayacak yani.. Ve 5 yıllık eğitimin sonunda çocuk hem Arapçayı ana dili gibi konuşur olmalı. ilk iki senesini sarf nahiv belagat ile geçirdikten sonra son 3 senesinde Fıkıh Tefsir Hadis gibi alanlara ağırlık verip ihtisaslaşmaya hazır olmalı. 5 yıl bittikten sonra kendine bir alan seçip o alanda tabii ki ihtisaslaşır daha da ilerler.

Ve tabii ki medreseyi medrese yapan tasavvuftur 5 yıl boyunca her hafta illaki çocuk tasavvuf dersi görmeli. Tasavvuf (maneviyat) olmasa medresenin hiçbir kıymeti olmaz gibi geliyor bana

————— 

10) Murat Meral :

Bence bir eksiklik var. Yeterli değil. Çünkü gördüğümüz şu ki 5 yıl müfredatı bitirenlerin yüzde 70 i gramere hakim değil, açtığı Arapça kitabı okuyamıyor. Ancak çok zeki olanlar ilerleme kaydediyor. Onlar da yüzde 20-30 Çoğunluk yetersiz bir ilimle mezun oluyor. Çoğunluk bir şeyler duymuş olarak mezun oluyor. Bunun sebepleri müfredat değil belki ama çalışma çalıştırma sitilinden kaynaklı olabilir diye düşünüyorum

Benim tavsiyem medreseye gelen umum talebeyi İzhara kadar okutup izhardan sonra sadece zeka ve çalışkanlık seviyesi yeterli olanlarla arapça müfredatı sürdürmek, yeterli olmayanları ise türkçe kitaplardan ilmihalini fıkhını akaidini öğretip mezun etmek.. 

—————- 

11) Enes Karabul :

Bir hoca arkadaş bizde baştan gramer ağırlıklı olarak eğitime başlanıldığı için geç kavrama olduğunu diğer sistemler önce kelimeler öğretildiği için daha hızlı öğrenildiğini söylemişti yıllar önce.. bu görüşe katılıyorum

————- 

12) Muhammed Savaş :

Medrese hocası kibirli olmayacak her talebenin ayrı ayrı ne derdi sıkıntısı var bilecek giderebildiğini giderecek hoca hakkında bu hoca baba adam diye sevilecek hem de vakarı da bırakmayacak birde evli ve kendi çocuğu olan hoca olacak, ve de pedagoloji okuması şart.
Talebeye kendi harekat sekenat ve amel ihlasta örnek olacak.

————– 

13) Zeynel Abidin Güler :

Dil konusunda eğitilmek için malum tatbikat lazımdır. Burada kardeşlerimiz grammer sarf nahiv okunuyor ama kendi aralarında konuşma yapmıyorlar, konuşma yapılsa Allah’ın izniyle üç dört ayda bu sorun çözülebilir. Ayrıca fasih lugatin yanında ammice (yöresel) lugatları da bilmek lazım. bu meyanda.. terhim yapılan kelimeler var mesela khamsete aşera yerine khamsete aş diyor kırpma yapıyor bunları bilmek lazım.. bir de kelime hazinesinin artması lazım. sadece nasara nazar değil diğer kelimeleri de bilmek lazım. bunlar yapboz gibi birbirine bağlı şeyler

————- 

14) Alaattin Topak :

Hocam medreselerin çok eksiği var ilk müfredatı geliştirmek, bayram hocamız dilinde tüy bitti bu konuda “eğitimi daha donanımlı yapmazsak bir hoca vehhabilerin karşısında yolunu nasıl savunacak?” bir hadis metin kitabı biz görmedik, baştan sona bir buharı okumadık, bir ahkam tefsiri okutmadılar, usul-ü hadis çok gereksiz görülüp Türkce kitaplardan (İsmail Lütfü Çakan) olması lazımdı geçiştirdik, böyle bir eğitimle tarikatı da, Şeriatı da nasıl anlatacak bir molla yerinde ve gereken şer-i kitaplar okutulmalı..
Kavaid-il fıkıh yok, usulden ilk önce Mir’at-ül Usul çok ağır, en az iki kitap (ibtida, mütevassıt) okunmalı öncesinde.. 

Hocam her alanda sıkıntı var demek istiyorum, gramerde, pratikte, Şer-î kitaplarda.. Koca Şeriat-ı garra Mahmud Efendi hz’lerimiz k.s dediği gibi “tahta bir köprü yapmak için bir mühendis 17 sene okuyor bizim daha çok okumamız lazım” derdi. Öyle 4 senede hoca bu kadar oluyor

——————

15) Abdülmetin Tokgöz :

Ve aleykümselam kıymetli hocam çok önemli bir konuya değinmişsiniz ..
Şimdi öncelikle medrese eğitimi derken bizim bu medreseden anladığımız belirli bir standartta ulaşmış medreseler.. yoksa o standarta ulaşamamış henüz kurulma aşamasındaki medreselerin sorunlarını herhalde konuşmayacağız bunlar için ayrı bir bahis açılabilir..
Arapça dil eğitiminde sorun var mı ? sorun yok belki hani şu anlamda şu günümüzün ihtiyacı ihtiyaç cevap verme anlamında belki efendim daha da kuvvetlendirilmesi gereken bazı noktalar var ihtiyaç cevap verme anlamında belki zira biliyorsunuz bir takım ihtiyaçları ya da bir takım şeyler duruma göre değerlendirilebilir ama medreselerin ilk kurulduğu tarihlerden belki günümüze kadar bu sistem ciddi manada olması gereken üzerine bir şeyler yapıldığında belki taşımayacak efendim çoğu kimsenin de medreseden uzaklaşmasına sebep olabilecek noktadaydı.

Özellikle efendim muhadese konusunda derslerin Arapça okutulup anlatılması noktasında yazının dillendirilmesi yani Arapça yazıyla bu tedrisatın yapılması noktasında tarafa doğru bir mail yapılması gerekiyor Arap ulemasının efendim ya Türkiye’ye gelmesi sebebiyle Bu konuda bir takım adımlar atıldı ama velakin medreselere bizde tabii bu tarafa doğru bir eğilim bir anda oluşmuyor şu anda kadar gördüğümüzde bazı medreseler ancak yapabiliyor bazı yerler yapılabiliyor O yüzden dolayı arapça eğitimin belirli bir seviyeden sonra derslerin Arapça anlatılması bu konuda özel bir çalışma yapılır, yönlendirmeye teşvik yapılırsa eğitimli seviyesini daha da ileriye gideceğini düşünüyorum. Yeni medrese açmaya çalışan Hoca arkadaşları diğer tecrübeli müderrisler tarafından desteklenmesi gerekiyor ve illa herkes kendi çabasıyla bir şey yapmaya çalışıyor ama kabiliyeti oranında başarılı oluyor yoksa sistemin getirdiği bir ilerleme olmuyor. Bunun da göz önünde bulundurmakta fayda var

—————-

16) Zekeriyya Hoca :

Aleyküm selam hocam. öncelikle konuyla ilgili fikir sorma nezaketi gösterdiğiniz için teşekkür ederim Rabbim faideli fikir beyan edebilmeyi nasib eylesin. Medreselerimizde Arapça eğitimi esnasında mükaleme eğitiminin ihmal edildiği dolayısıyla mükaleme ve gramer bilgilerinin birlikte verilerek bu sorunun çözülmesi gerektiğini düşünüyorum.

İkinci olarak talebelerin ilk bir ve ikinci yıllarda İslami bilinç ve ilmihal düzeyinde bilgilendirilerek eğitime kabiliyetli olanların seçilmesi ve kabiliyetli olmayanların güzel birer Müslüman olarak imkan nispetinde bir mesleğe yönlendirilmesi gerekir, kesinlikle her bir ferdin hoca olması konusunda ısrarcı olmamak gerektiği kanaatimdir. Bu arada branşlaşma ihmal edilmemeli talebeler kabiliyetlerine göre Fıkıh, Tefsir, Hadis, Akaid-Kelam gibi ilimlerde ehil hoca efendilerin nezaretinde ihtisasa tabii tutulmalı. Nacizane aklımıza gelen hususlardır Rabbim en iyiye ve en güzele muvaffak eylesin


17) Mikail Miral :

Medresede okuduğu kitaplar dışında kitap okuyamıyor
Medresede alınan eğitim kişiyi geliştiremiyor mutlaka bireysel çaba gerekiyor halbuki medrese yeterli olmalı bireysel çaba ihtisas alanı olmalıydı.
Genellikle fıkıh ağırlıklı bir okuma oluyor Yeni meseleler hakkında bilgi ve beceri sahibi olunamıyor.
Medrese dışını tıpkı onlar gibi küçümseme hastalığına tutuluyor.
Modern metinleri okuyup anlayamıyor
Ayrıca düşüncelerini Arapça yazamama.
Ve tabi ki Arapça konuşamama en büyük problem

—————– 

18) Ahmet Genç :

Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatühü
Erenler vakfıyla tanışmadan kafamda ‘medrese eğitimine katılması gerekenler’ diye bazı fikirler vardı. özellikle Pratik Arapça ve Medrese eğitimini bir arada yürüten İsmail Kaya Hocamın yönetiminde olan Ahde Vefa Medresesi her yönüyle benim için şahane bir tecrübeydi.
Medresede belirli bir seviyeye gelene kadar Pratik Arapça dersleri bu dersleri geliştirmek için izletilen İslami çizgi filmler ardından izlenilen ders üzerine yapılan mütalaa gerçekten hayrandım. Orada Telhis Gurubunda kalmıştım o kısa süre bile bana bir çok şey kattı. İbtidadan icazete orada okuyan kardeşlerimiz vardı gerçekten kendilerini muazzam geliştirdiler.

Bu güzel sistem işinin ehli bir Rehberlik hocasıyla daha da iyi bir seviyeye gelebilir diye düşünüyorum. Bu Rehberlik hocası Talebenin ailesiyle, sınıf hocasıyla ve diğer ders hocalarıyla, sınıf arkadaşlarıyla olan ilişkisini takip ederse onunla gerekli samimiyeti kurduktan sonra izinlerde nelerle meşgul olduğunu ve nelere ilgisi olduğunu öğrenirse onu doğru şekilde yönlendirebileceğine inanıyorum.
Bu vesileyle medreselerse daha az zayiat verilir diye düşünüyorum.
Böyle bir çalışma yapılmadığı taktirde talebe sistemin istediği şekilde kendini geliştirirse (diploma alırsa) bir vazife alabiliyor.
Ancak kendine yetecek ilmi tahsil eden talebe, kendinden istenileni veremeyince ondan vazgeçiliyor.
Yıllarını medreseye vermiş ama bir yere gelememiş bu talebe de kusuru kendinde bilirse bir işe girip hayatı boyunca bir boyun büküklüğüyle yaşıyor.
Kendini kusurlu bulamayanlara gelince, malum onlar da kendilerini harcadığını düşündüğü sisteme düşman oluyor.

———-

19) Ömer İşcan

Hocam çok önemli bir konuya temas ettiniz bunun için 4 sayfalık bir çalışma hazırladım, buyurun :

Medresenin verdiği arapça eğitiminden söz etmeden, öncelikli olarak arapça okuyacak bir talebenin bu aşamaya gelmeden önce geçirdiği/yaşadığı ve arapça okurken ona engel olacak/yarıda bırakmasına sebep olacak birkaç meseleden bahsetmek istiyorum.
Ma’lumunuz islami eğitim, camiamızda sıbyan ile başlayıp hafızlıkla devam ediyor sonrasında arapça ve bir ihtimal tekamül ve ihtisas ile son buluyor .
Sıbyan dediğimiz 4-6 veya 4-7 yaş arasındaki eğitim kurumlamızla ilgili olarak
1-kurumların standartının olmaması
2-isteyenin istediği yerde sıbyan kursu açabilmesi
3- idareci ve okutacak kimselerin ehil olmaması
4- müfredatlarının bu ehil olmayan hocalar tarafından hazırlanması ve herkesin deneme yanılma yoluyla devam etmesi
5-hocaların kabul edip dinleyeceği bir üst mercinin olmaması bu sebeple bu kurumların denetlenemesi
6- sıbyan kurslarında çocukların çok uzun vadelerde (3-4 yılda) 1 yıllık eğitim alması
7- velilerin sıbyan kurslarını gündüz bakım evi gibi görmeleri, çocukların evde durmaması için kursa gönderilmesi ve en ucuz neresi ise genelde oralara göndermesi.

Çalışmamın tamamı burada >> Medreseye Dair<<

—————

20) Davud Köksal :

Büyük oranda sorun yok. medrese (Erenler Vakfı özelinde) gayet güzel bir şekilde ilim kitaplarından istifade edecek düzeyde arapça öğretmektedir. Ben şahsen medreseden öğrendiğim arapça ile diyanetin arapça tercümanlık sınavını hem yazılıyı hem de mülakatını geçtim. Erenler Vakfı medreselerimiz müfredatı dolu doldur ve hoca kadromuz gayet başarılıdır. O yüzden başından beri Tekamül (üniversite) sınavlarında Erenler vakfının üstünlüğü meydandadır. bu yüzden tekamül talebeleri %70 oranında Erenlerden oluşur. bunu devamlı kendimizi programımızı gelişitrmemize borçluyuz. hiç bir medresede henüz olmayan “önce muhadese” (konuşma arapçası) sistemi bizde mevcuttur..


İsa Erdoğan:

Medreselerde mevcut arapça dil ögretimi konusunu irdeledik, sorunlar ve çözüm yolları nelerdir müderris (olan ve olmayan) hoca arkadaşlara sorduk. Şunu gördük ki bu davanın dertlileri gelinen seviyeden memnun değiller. Bu da hedef ve idealin çok daha yükseklerde olduğunu gösterir ki bu anlamda ümit verici.

1924 yılında laik devrim kanunlarıyla resmen kapısına kilit vurulan medrese (Kuran ve Hadis merkezli eğitim kurumu) bundan sonra devlet desteği almadan, bilakis yasaklama ve cezalandırma tehditleri altında bazı alimlerin kişisel çabalarıyla, köşe bucak saklanarak ancak varlığını koruyabilmiş ve o günden bugüne gelebilmiştir.

O yüzden medreseyi eleştirirken insaflı davranmalı ve hatta medresenin hayatta kalma sürecine hiç bir desteği olmayan kişiler ağzını hiş eleştiriye açmamalıdır. açanlara da itibar etmemelidir.

Rasulullah’ın eğitim kurumu olan medreseyi diri tutmaya çalışan, bunun için emek vermiş, çile çekmiş, bedel ödemiş olan hocalarımız ise özeleştiri kabilinden gördükleri eksiklikleri, yaşadıkları aksaklıkları zaten dile getirmektedirler, bu da gösteriyor ki müderrislerimiz yapıcı eleştiriye açıklar medreseyi geliştirmeyi canı gönülden arzulamaktadırlar.

Bu kabilden biz de bir medreseli olarak tespit ettiğimiz eksiklileri şöyle sıraladık

Talebeden kaynaklı problemler

1) talebelerin zeka çalışkanlık ve eğitim seviyesi problemi

2) talebe türkçeyi henüz öğrenmemişken arapça dilini öğrenmeye çalışması

3) küçük yaş talebe anne baba saikiyle okuyor olması

4) büyük yaş talebe ilimle arasına keopukluk girmesi sonucu öğrenme ve ezber yetisini zayıf olması

Medreseden kaynaklı sorunlar

1) Medreselerin müstakil teşebbüs olmasına bağlı olarak üzerinde ttifak edilmiş ortak bir öğretim metod ve müfredatları olmaması,

2) bunun sonucunda sınıflarda yaş ve zeka benzerliği olmaması. yani aynı sınıfta 13 yaşında çocukla 23 yaşında bir adam birlikte olabiliyor.

3) öğretim müfredatının yetersiz veya düzensiz olması, yaşı küçük talebeyle büyük talebenin aynı müfredata tabi olması

4) yaşı büyük talebenin 3 yıldan fazla temel eğitimde tutulması

5) arapça konuşmasını bilmeyen konuşanı anlamayan sıfır talebeye gramer öğretimi ile arapçaya başlatmak

6) fıkıh ilmihal itikad öğretimini arapça üzerinden yapma çabası

7) medresenin yeterli ferah fiziki şartlara sahip olmaması, talebeyi boğması

Hoca ve Müderristen kaynaklı sorunlar

1) Hocanın ilmen yetersiz olması veya tecrübesiz olması, ufkunun dar olması

2) Hocanın ifade (satışı) yetersiz olması, türkçesinin zayıf olması (yabancı hoca)

3) Hocanın ilgi ve alakasının yetersiz olması, talebenin başında durmaması

4) bazı hocaların meseleye dünyevi geçim kaynağı şeklinde yaklaşması, mesai anlayışıyla hareket etmesi

5) bazı hocaların talebeyle sevgi saygıya dayalı iletişim kuramayıp gönüllü itaat otoritesi kuramaması

—

Şevki Gökşan hoca 

Bismillâhi ve’l-hamdü lillâhi ve’l-salâtü ve’l-selâmü alâ Resûlillâh

GİRİŞ: Medresenin Tarihi Serencamı

Muhterem hocalarım, kıymetli kardeşlerim;

“Medrese” kelimesi Arapça دَرَسَ – يَدْرُسُ – دَرْسًا kökünden türeyen مَدْرَسَة (medrese) kelimesidir ve kelime anlamıyla “ders yapılan, ilim öğrenilen yer” demektir. İslâm’ın ilk dönemlerinde eğitim için müstakil medrese binaları yoktu. Hz. Peygamber döneminden itibaren mescit, eğitim faaliyetinin de merkeziydi. Daha sonra camiler, âlimlerin evleri, kütüphaneler, ribâtlar ve çeşitli ilim meclisleri bu vazifeyi sürdürdüler. Sonraki süreçlerde kurumsal bir hüviyet kazanan medreselerin, kurumsal versiyonunda öne çıkan Bağdat Nizâmiye Medreseleri olmuştur. Fakat Bağdat Nizamiyyesi’nden önce özellikle Nîşâbur ve Doğu İslâm dünyasında otuzdan fazla medresenin varlığı tespit edilmiştir.

Nizamiyelerin asıl tarihî önemi; medreseyi düzenli vakıfları, hoca ve talebe kadrosu, barınma imkânları, kütüphanesi, belirli ilmî hedefleri ve devlet desteği bulunan büyük ölçekli bir kuruma dönüştürmüş olmalarıdır. Bu bakımdan Nizâmiyeler, İslâm eğitim tarihinde güçlü bir kurumsallaşma eşiği meydana getirmiştir.

 

Nizâmiye Medreseleri Neden Kuruldu?

Nizâmiye projesinin arkasında birbirini tamamlayan birkaç amaç bulunuyordu:

İlim ve Eğitim: Âlimlerin ders verebileceği, öğrencilerin sistemli şekilde yetişebileceği sürekli kurumlara ihtiyaç duyuluyordu.

Ehl-i Sünnet Düşüncesinin Güçlendirilmesi: Dönemin siyasî ve fikrî şartlarında Fâtımî-İsmâilî/Bâtınî faaliyetleri Selçuklu-Abbâsî dünyası açısından önemli bir meydan okumaydı. Nizâmiyeler bu ortamda özellikle Sünnî düşüncenin ilmî bakımdan güçlendirilmesinin araçlarından biri oldu.

İnsan Kaynağı Yetiştirmek: Genişleyen Selçuklu coğrafyasının kadılara, müderrislere, hukukçulara ve çeşitli idarî görevlilere ihtiyacı vardı. Bu sebeple Nizâmiye’yi yalnızca “bir okul” olarak değil, “ilim, toplum ve devlet arasında süreklilik sağlayan bir kurum” olarak okumak daha isabetlidir.

Bağdat Nizâmiyesi ilk İslâm medresesi değildir. Hatta Bağdat’taki ilk Selçuklu medresesi olduğu ifadesi de ihtiyatla kullanılmalıdır. İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe’nin türbesinin yanında kurulan medrese 15 Mayıs 1067’de, yani Bağdat Nizâmiyesi’nden birkaç ay önce açılmıştır. Bağdat Nizâmiyesi’nin önemi kronolojik olarak “ilk” olmasından ziyade kurumsal modeli, şöhreti ve tesiridir.

 

Nizâmiye’de Eğitim Sistemi ve Büyük Âlimler

Nizâmiye modelinin dikkat çekici taraflarından biri öğrencinin yalnızca dersini değil, ilim tahsil edebilmesinin maddî şartlarını da düşünmesidir. Vakıflar sayesinde öğretim kurumunun giderleri karşılanıyordu; hocalar görevlerini sürdürebiliyor, öğrencilerin barınma ve çeşitli ihtiyaçları karşılanabiliyordu. Böylece: Vakıf Medrese Müderris Talebe İlmiye/Toplum şeklinde sürdürülebilir bir sistem oluşuyordu. Bağdat Nizâmiyesi’nde Kur’ân ve Kur’ân ilimleri, hadis, Şâfiî fıkhı ve usulü, Eş’arî kelâmı, Arap dili ve edebiyatı, ferâiz ve bazı riyâzî ilimlerin okutulduğu kaydedilmektedir. Burada özellikle iki çizgi belirgindir: fıkıhta Şâfiîlik, itikatta ise Eş’arîlik. Bu durum medresenin dönemin Sünnî ilmî yapılanmasındaki konumunu anlamak bakımından önemlidir.

Nizâmiyelerin gücü yalnızca mimarilerinden veya maddî imkânlarından kaynaklanmıyordu. Asıl güçleri, dönemin seçkin âlimlerini bünyelerinde toplamalarıydı. Bağdat Nizâmiyesi’nde Ebû İshak eş-Şîrâzî, Hatîb et-Tebrîzî, Kiyâ el-Herrâsî ve İmam Gazzâlî gibi isimler görev yaptı. Nîşâbur Nizâmiyesi ise İmâmü’l-Haremeyn el-Cüveynî gibi büyük bir âlimle özdeşleşti; kaynaklarda Cüveynî’nin derslerine yüzlerce öğrencinin katıldığı belirtilmektedir. Özellikle Cüveynî-Gazzâlî çizgisi önemlidir: Cüveynî Gazzâlî sonraki Sünnî kelâm, fıkıh ve düşünce geleneği. Dolayısıyla Nizâmiye sadece bilgiyi aktaran değil, aynı zamanda ilmî gelenek üreten bir kurum hâline gelmiştir.

Nizamülmülk örneğinin bugüne söylediği şey, yalnızca “medrese açmak” değil; çağın problemini teşhis etmek, o probleme cevap verecek insan tipini belirlemek, o insanı yetiştirecek müfredatı kurmak ve bütün bunları sürdürülebilir bir müessese-vakıf modeliyle desteklemek şeklinde okunabilir.

 

Nizâmiye Modelinin Anadolu’ya ve Osmanlı’ya İntikali

Buradan Osmanlı’ya geçerken, aradaki Anadolu Selçuklu ve Beylikler dönemleri atlanmamalıdır. Selçuklu medrese geleneği Anadolu’da çok güçlü biçimde devam etti. Konya, Kayseri, Sivas, Erzurum ve diğer şehirlerde medreseler inşa edildi. Böylece Osmanlılar ortaya çıktığında sıfırdan bir eğitim sistemi kurmadılar; önlerinde Abbâsî ilim çevreleri, Büyük Selçuklu ve Nizâmiye tecrübesi, Anadolu Selçuklu medreseleri, Anadolu Beylikleri ve erken Osmanlı medreselerinden oluşan uzun bir kurumsal hafıza vardı.

Osmanlı tarihinin genel kabul gören ilk medresesi Orhan Gazi tarafından İznik’te kurulmuştur. İznik 1331’de Osmanlı hâkimiyetine girdikten sonra yalnızca siyasî ve askerî bir merkez hâline getirilmemiş, aynı zamanda bir ilim merkezi oluşturulmaya çalışılmıştır. Orhan Gazi burada medrese kurmuş ve başına dönemin önemli âlimlerinden Dâvûd-i Kayserî’yi getirmiştir. 1331 kuruluşla, 1336 ise yapının tamamlanmasıyla ilişkilendirilmektedir. Burada çok önemli bir husus ortaya çıkar: Osmanlı’nın siyasî kuruluşuyla ilmî kurumsallaşması birbirinden kopuk değildir. Toprak fethediliyor, fakat fethin hemen arkasından kadılık, vakıf ve medrese geliyor.

Dâvûd-i Kayserî erken Osmanlı düşünce hayatının son derece dikkat çekici isimlerinden biridir. Dinî ilimlerin yanı sıra kelâm, felsefe ve tasavvuf alanlarında güçlü bir birikime sahipti. Orhan Gazi’nin onu İznik medresesinin başına getirmesi bize erken Osmanlı eğitim anlayışı hakkında önemli bir ipucu verir: Osmanlı medresesinin başlangıcında fıkıh-hadis gibi naklî ilimlerle aklî ilimler ve tasavvufî düşünce arasında bütünüyle kapalı duvarlar bulunan bir eğitim dünyası yoktur.

Osmanlı genişledikçe medrese ağı da genişledi. Bursa’nın fethinden sonra Lala Şâhin Paşa Medresesi gibi kurumlar açıldı. Sultan vezir kumandan devlet ricâli hayır sahipleri şeklinde genişleyen bir vakıf ağı ilim kurumlarını besledi. İznik Bursa Edirne İstanbul hattı, devletin siyasî büyümesiyle ilmî kurumsallaşmasının paralel seyrini gösterir. Fatih’in Sahn-ı Semân medreseleri ve Kanûnî’nin Süleymaniye medreseleri ile sistem zirveye ulaşmış; müderris, kadı, kazasker ve şeyhülislâm gibi ilmî ve idarî görevlerle bağlantılı büyük bir ilmiye teşkilâtı ortaya çıkmıştır.

Nizâmiye ile Osmanlı medresesini karşılaştırdığımızda; devlet ve ilmiye himayesi, gelişmiş vakıf sistemi, müderris, talebe, hücreler, kütüphane, fıkıh, usul ve kelâm gibi unsurlarda çarpıcı bir devamlılık görülür. Aralarındaki en temel fark ise Nizâmiye’nin Şâfiî-Eş’arî çizgisinde, Osmanlı ilmî yapısının ise ağırlıklı olarak Hanefî-Mâtürîdî gelenek üzerinde şekillenmesidir.

Tüm bunlarla beraber, bu medreselerden yetişen ulema toplumla iç içe bir hayat seçmiş ve bu vesileyle bir yandan toplumun tüm alan ve sahalarında davet, tebliğ ve irşad misyonunu da deruhte ederken, diğer yandan da devlet ricalinin sivil bir denetçisi gibi işlev gördükleri ehlince malum olan bir hakikattır. Zira devlet ricali meşruiyetleri için zorunlu olan hakın desteğini alabilmek için ulemanın hüsnü teveccühüne muhtaç idiler. Ulemada halkın içinde olmaları hasebiyle halkın istek beklenti ve şikayetlerinin idarecilerde karşılık bulması için önemli bir etken olma konumunda idiler.

 

GELİŞME: “Kurucu Hafızadan Çağın İmarına: İlim, Medrese ve Toplumsal İrşat”

Saygıdeğer hazırun muhterem hocalarım; bugün sizlerle medrese merkezli davet ve irşad faaliyetleri üzerine konuşacağız. Burada medreseyi sadece bugünkü anlamıyla bir eğitim kurumu olarak değerlendirmemek gerekir. İslâm medeniyetinin tarihî tecrübesinde medrese; ilmin üretildiği, aktarıldığı, yaşandığı ve topluma taşındığı köklü bir merkez olmuştur. İslâm medeniyetinin ilim havzasını medreseler oluştururken, modern seküler dünyanın hâkim ilim havzasını büyük ölçüde akademi/üniversite temsil etmektedir. Daha öz bir ifadeyle, İslâm medeniyeti medrese çıkışlı olurken, Batı medeniyeti üniversite çıkışlıdır.

Medreselerin tarihî birikimine baktığımızda; fıkıh, hadis, usûl, tefsir ve kelâmın yanında; matematikten cebire, optikten tıbba, farmakolojiden astronomiye, coğrafyadan mühendisliğe kadar çok farklı sahalarda ciddi bir ilim üretimiyle karşılaşıyoruz. Yani dinî ilimler ve fennî ilimler iki kanat şeklinde ilgi ve alaka görmüş ve birbirinden müsteşni görülmemiştir. Medrese ve İslâm ilim geleneği sadece “Ne biliyoruz?” sorusuyla yetinmemiş, aynı zamanda “Bu bilgi ne için?”, “Bu bilgi insanı nereye götürmeli?” ve “İlim ile amel arasındaki ilişki nedir?” sorularını da sormuştur.

Bu bakımdan İslâm medeniyetinde teori ile pratik, ilim ile amel birbirinden kopuk düşünülmemiştir. Bilgi amel içindir; amel edilmeyen bilgi sadece yüktür. Modern çağda “ilim bilim/ilim için” yapılırken, İslâm medeniyetinde genel anlamda “ilim fayda/amel için” yapılır. Bu anlayışın neticesinde; Hârizmî’den İbnü’l-Heysem’e, Râzî’den İbn Sînâ’ya, İbnü’n-Nefîs’ten Cezerî’ye, Bîrûnî’den Tûsî’ye, Uluğ Bey’den Câbir b. Hayyân’a kadar hayata yön veren pek çok ilim insanı yetişmiştir. Asıl mesele o ilim anlayışını bugün nasıl yeniden hayata taşıyabileceğimize dair cevap ortaya koymaktır.

 

Temel Kavramlar

Konumuza derinlik kazandırmadan önce temel kavramların lügat ve ıstılahî manalarını netleştirmemiz icap eder:

Medrese: (درس) kökünden türetilmiştir; ders okunan, ilim tahsil edilen mekân demektir. Istılahta ise naklî ve aklî ilimlerin sistematik olarak okutulduğu, bilginin ve âlimin üretildiği kurumdur.

İrşat: (رشد) kökünden gelir; doğru yolu bulmak, rüşt sahibi olmak demektir. Istılahta; ilim ve hikmetle muhatabın kalbini ve zihnini aydınlatarak onu manevî olgunluğa ulaştırma sürecidir.

Davet: (دعو) kökünden türetilmiştir; çağırmak, seslenmek demektir. Istılahta; ilahî hakikatin hikmetle ve güzel öğütle insanlara ulaştırılmasıdır.

Tebliğ: (بلغ) kökünden gelir; ulaşmak ve ulaştırmak demektir. Istılahta; ilahî mesajın ve hakikatin en saf ve tahrif edilmemiş haliyle muhataplara nakledilmesidir.

 

Muhafazadan Yeniden İnşaya

Tarihî süreç içerisinde İslâm medeniyetinin hamurunun karıldığı medreselerde yetişen şahsiyetler; hem dinî hem de fen sahasındaki ilimlerde derinleşirken, tahsil edilen bu ilimlerin dünya ve ahiret saadetini dönüştürmek için lazım olan hikmeti kuşanan şahsiyetler oldular. Doğal bir sonuç olarak yetişen her bir âlim kendi yaşadığı çağın hadiseleri ve meselelerine karşı duyarlı, meseleleri derinlemesine kavrayan birer mütefekkir, fikir işçisi idi. Son olarak da bu yetişen Rabbanî âlimler halkın arasında, maddî hayatın içinde yaşayarak hak ve hakikatin mücadelesini veren mücahitler idi. Özetle bu âlimlerde şu dört vasıf açık bir şekilde tebellüğ etmiş idi: Âlim, hekim, mütefekkir ve mücahit.

Medreselerin bu nitelikte âlimler yetiştirdikleri dönemler, Müslümanların ve İslâm’ın hayata hâkim olduğu dönemler olmuştur. Özellikle Osmanlı’nın son 200 yılından sonra bu keyfiyet ve nitelikte ciddi manada bir savrulma yaşanınca, yıkım mukadder oldu.

Tarihî süreçte özellikle Osmanlı’nın yıkılışıyla birlikte ülkemizde/coğrafyamızda yaşanan ray değişimi ve çıkarılan kanunlarla medreseler ademe mahkûm edilmek istenmiştir. Ancak ümmet bu yapıları en zor şartlarda bile bağrında muhafaza etmiş; bu vesileyle Müslümanlar kendi inanç ve değerleriyle yeniden bağ kurma imkân ve zeminine kavuşmuşlardır. Özellikle Cumhuriyet sonrasındaki ulu âlimler Müslümanları İslam’ın hakikatleri ile buluşturmak için dört bir yandan çalışmalar yürütürken, İslam’ın hamurunun yorulduğu medreseleri bu imkansızlıklar içinde muhafaza edebilmek adına program ve içerik olarak olabildiğince asgari zorunluklarla yetinmiş ve muhafaza etmişlerdir. Yani 90’lı ve 2000’li yıllara kadar ulemanın gayretleriyle bir nevi varlık mücadelesi verilmiş, günümüzdeki dinî ve ilmî birikimin altyapısı bu fedakârlıklarla örülmüştür.

2000’li yıllardan itibaren bilişim çağının getirdiği hızlı sosyal, kültürel ve ilmî değişimler karşısında medreselerin çağın dilini ve yeni ihtiyaçlarını yeterince yakalayamadığı bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır. Gerek kadro, gerek müfredat ve gerek programın işleyişi noktasında varlık kavgası vermekten kendilerini yenilemeye imkân ve fırsat bulamayan bu medrese ve ehlinin artık zamanın lazımına göre her yönüyle selefin kadim müktesebatından beslenerek günü ve çağın lazımları ve diline uygun format ve niteliğe odaklanmaları hayati bir zorunluluk olarak karşımızda durmaktadır. Zira günümüzde bilgi ve bilişim çağı denilen seküler modern dönemde her şey köklü bir değişim geçirmiştir. Unutulmaması gereken temel ilke şudur: Neyi nerede kaybettiğini bilmeyen, neyi aradığını ve nerede bulacağını bilemez. Dolayısıyla bugün yapmamız gereken şey geçmişi terk etmek değil; pergelin sabit ayağını geçmişin ilim ve irfan birikimine koyup, hareketli ayağıyla yaşadığımız çağın dilini yakalamış; kendisinde Âlim, Ârif, Mütefekkir ve Mücahit vasıflarını barındıran şahsiyetler ve modeller ortaya koymaktır. Bu bağlamda medrese dediğimizde, yekdüze bir kurum olarak bakmak yerine belki alt, orta ve üst seviye medreseler şeklinde bir taksimle ele almak gerekir. Alt seviyede toplumun alan ve sahadaki ihtiyaçlarına cevap verecek, hocaların yetiştiği; orta seviyede hocalar yetiştirecek müderrislerin yetiştiği; üst seviyede ise medreselerde paradigmatik inşa yapacak, gelecek yüzyıllara dair inşa faaliyetleri yürütecek derinlikli âlimleri yetiştirmeyi hedeflemek gerekir.

Davet: Medresenin Toplumla Buluşması

Cenâb-ı Hak Yusuf Suresi 108. ayette şöyle buyuruyor:

﴿قُلْ هٰذِهٖ سَبٖيلٖى اَدْعُوا اِلَى اللّٰهِ عَلٰى بَصٖيرَةٍ اَنَا وَمَنِ اتَّبَعَنٖى﴾ “De ki: İşte benim yolum budur. Ben ve bana uyanlar basiret üzere Allah’a davet ederiz.”

Bugün insanlar dine internetten ve sosyal medyadan ulaştığı için maalesef sahih ile batıl yan yana durmaktadır. Bu sebeple medreselerimiz ilmini korurken toplumla arasındaki mesafeyi kapatmalı ve “Her mahalleye bir Medrese” projesiyle bulunduğu çevreyi yeniden okuma ve inşa etmelidir.

Burada özellikle بَصِيرَةٍ (Basiret) kelimesine dikkat çekmek istiyorum. Demek ki davet yalnızca konuşmaktan ibaret değildir; neyi söyleyeceğini bilmek kadar, kime, ne zaman, nasıl ve hangi yöntemle söyleyeceğini bilmektir. Her ibadetin bir fıkhı olduğu gibi, davet ve irşadın da kendine özgü bir fıkhı vardır ve olmalıdır. Cenâb-ı Hakk’ın ferman buyruğu üzere:

﴿ادْعُ إِلَىٰ سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ﴾ “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et.” (Nahl, 16/125)

Bunu yaparken de Resulullah Efendimiz (s.a.v.)’Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin” buyruğunu merkeze almak gerekir. Toplumun yalnızca bilgiye değil, anlam arayışına, ahlâkî rehberliğe ve aile huzuruna ihtiyacı vardır. Medreselerimiz sadece helal-haram bildiren yerler değil, hayatın krizlerine İslâm’ın hikmetiyle cevap üreten irşad yuvaları olmalıdır.

ÇÖZÜM VE TEKLİFLER

  1. Mahalle Medresesi Modeli

Somut bir öneri olarak atılması gereken birinci adım: “Her mahalleye bir medrese” modelidir. Bununla her medrese kendi bulunduğu çevreyi bir irşad alanı olarak kabul edecektir. Önce mahallesini tanıyacak; gençlerini, ailelerini, çocuklarını ve esnafını gözlemleyerek sosyal yapıyı ve temel problemleri tespit edecektir. Sonra o bölgenin ihtiyacına uygun bir çalışma geliştirecektir.

 

  1. Hikmet ve Muhataba Göre İrşad Programı

Hikmet sadece çok şey bilmek değildir; doğruyu, doğru zamanda, doğru kişiye, doğru yöntemle ulaştırabilmektir. 15 yaşındaki bir lise öğrencisinin sorusu ile 25 yaşındaki bir üniversiteninkisi aynı değildir. Bu noktada medresenin hayata geçirebileceği çalışma alanları şunlardır:

Üniversite öğrencisi: iman, anlam, bilim, felsefe ve kimlik odaklı yaklaşım.

Lise öğrencisi: aidiyet, arkadaşlık, ahlak ve dijital dünya gerçekliği.

Aile: çocuk eğitimi, iletişim ve aile huzuru.

Esnaf: Ticaret ahlakı, helal kazanç ve kul hakkı bilinci.

Çocuk: Sevgi, örneklik ve temel dinî bilgiler.

 

  1. Toplumun Problem Alanlarına İlmî Cevaplar

Bugün toplumun sadece bilgi eksikliği yoktur; anlam problemi, ahlak problemi, aile içi iletişim problemleri, yalnızlık, aidiyet eksikliği ve gençlerin yön arayışı gibi derin meseleler bulunmaktadır. Kur’ân-ı Kerim’de buyurulduğu gibi:

﴿إِنَّ اللَّهَ لَا يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتَّىٰ يُغَيِّرُوا مَا بِأَنْفُسِهِمْ﴾ “Şüphesiz Allah, bir kavim kendilerinde olanı değiştirmedikçe onların durumunu değiştirmez.” (Ra’d, 13/11)

Medrese sadece “Bu helaldir, bu haramdır” demekle yetinmemeli; aynı zamanda “Bu hükmün arkasındaki hikmet nedir?”, “Bu değer insanı nasıl dönüştürür?” sorularına da ilmî çerçevede cevap verebilmelidir.

 

  1. Kurumlararası Birliği (“Medrese İrşad Platformu”)

Mâide Suresi’nin 2. ayetinde buyurulduğu gibi: ﴿وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوَىٰ﴾ “İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın.” Bütün bu çalışmaları medrese tek başına yapamaz. Toplum çok katmanlıdır; medreseler, vakıflar, STK’lar, aileler ve uzmanlar ortak bir zeminde buluşmalıdır. İşlevsel bir görev paylaşımı yapılabilir:

Medrese: İlim ve irşad merkezi,

Vakıf: İmkân ve organizasyon merkezi,

STK: Saha ve gönüllülük merkezi,

Aile: Terbiye ve takip merkezi,

Genç: Katılım, üretim ve akran iletişimi öznesi.

Bütün bunları bir araya getiren somut bir öneri olarak, ayda bir kez toplanan “Medrese İrşad Platformu” kurulabilir.

 

  1. Münkerle Mücadele ve Merhamet Dili (“Sor, Dinle, Cevapla”)

Davetin bir boyutu hayra çağırmaksa, diğer boyutu da yanlışla mücadele etmektir (Âl-i İmrân, 3/104; Müslim, Îmân, 78). Fakat bazen yanlışla mücadele ederken insanları kazanmak yerine kaybetmek, dışlamak gibi daha büyük problemler ortaya çıkabilmektedir. Özellikle gençler çoğunlukla “Bana ne yapmam gerektiğini söylemeden önce lütfen beni dinleyin” demektedir. Medrese; yanlışa karşı tavizsiz, insana karşı ise merhametli bir irşad dili geliştirmelidir. Bu amaçla gençlerin anonim olarak soru sorabildiği, küçümsenmeden dinlendiği ve ilmî cevapların verildiği “Sor, Dinle, Cevapla” platformları hayata geçirilebilir.

 

  1. Medrese Dijital İrşad Merkezi

Bugün gençlerin ve toplumun önemli bir kısmı bilgiye telefonundan, internetten, YouTube’dan ve sosyal medyadan ulaşmaktadır. Ancak dijitalleşme ilmî seviyenin ve ciddiyetin düşmesi anlamına gelmemelidir. Her medrese bünyesinde oluşturulabilecek “Medrese Dijital İrşad Merkezi” aracılığıyla her hafta:

Kısa ilmî video, Hadis açıklaması, Güncel soru-cevap, Kitap veya kaynak tavsiyesi,

Gençlik konusu üretilebilir.

Buradaki temel ilke çok içerik üretmek değil, güvenilir ve denetlenmiş öz içerik üretmektir.

SONUÇ: İlimden İrşada, İrşaddan Topluma

Medrese ilim içindir; ama ilim amel içindir, amel ahlak içindir, ahlak insan içindir, insan ise Allah’a kulluk için yaratılmıştır. Öyleyse medresenin ilmi toplumla buluşmalıdır. Bugün toplumda bir bilgi problemi vardır; fakat sadece bilgi problemi yoktur. Bir anlam problemi, bir ahlak problemi, bir aile problemi, bir gençlik problemi, bir aidiyet ve güven problemi vardır. Medrese bütün bu problemlerin tamamını tek başına çözemez; ancak ilmî rehberlik sunabilir, ahlakî istikamet gösterebilir, gençleri dinleyebilir, aileleri destekleyebilir, vakıflarla ve STK’larla iş birliği yapabilir. En önemlisi de toplumun Allah, Kur’an, sünnet ve sahih ilim ile bağının güçlenmesine vesile olabilir.

Belki bugün medreseler olarak kendimize şu soruları sormanın vaktidir: Bizim mahallemizde kim hayra davet edecek? Gençlerimizin sorularını kim dinleyecek? Ailelerimize kim rehberlik edecek? Toplumumuzun dinî bilgi ihtiyacına kim cevap verecek? Cevabımız “Birileri yapsın” olmamalıdır. Cevabımız: “Biz, ilmimizle, irşadımızla, hikmetimizle ve iş birliğimizle bu sorumluluğun bir parçası olacağız” olmalıdır.

Çünkü mesele sadece medresenin ayakta kalması değildir. Mesele medresenin taşıdığı ilmin hayata dokunmasıdır. Mesele talebenin sadece âlim olması değil, ilmi hikmetle taşımasıdır. Mesele medresenin sadece geçmişi muhafaza etmesi değil; geçmişten aldığı ilim ve irfanla bugünün insanına rehberlik edebilmesidir. Ve nihayet mesele: İlimden irşada, irşaddan ıslaha

Şevket Gökşan hocanın yazısı burada tamam oldu


GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

… Yazılıyor

İsa Erdoğan

Bir yorum

  • İsa Erdoğan 15 Eylül 2025, 20:15

    Ömer işcan Hoca:

    Medresenin verdiği arapça eğitiminden söz etmeden, öncelikli olarak arapça okuyacak bir talebenin bu aşamaya gelmeden önce geçirdiği/yaşadığı ve arapça okurken ona engel olacak/yarıda bırakmasına sebep olacak birkaç meseleden bahsetmek istiyorum.
    Ma’lumunuz islami eğitim, camiamızda sıbyan ile başlayıp hafızlıkla devam ediyor sonrasında arapça ve bir ihtimal tekamül ve ihtisas ile son buluyor .
    Sıbyan dediğimiz 4-6 veya 4-7 yaş arasındaki eğitim kurumlamızla ilgili olarak
    1-kurumların standartının olmaması
    2-isteyenin istediği yerde sıbyan kursu açabilmesi
    3- idareci ve okutacak kimselerin ehil olmaması
    4- müfredatlarının bu ehil olmayan hocalar tarafından hazırlanması ve herkesin deneme yanılma yoluyla devam etmesi
    5-hocaların kabul edip dinleyeceği bir üst mercinin olmaması bu sebeple bu kurumların denetlenemesi
    6- sıbyan kurslarında çocukların çok uzun vadelerde (3-4 yılda) 1 yıllık eğitim alması
    7- velilerin sıbyan kurslarını gündüz bakım evi gibi görmeleri, çocukların evde durmaması için kursa gönderilmesi ve en ucuz neresi ise genelde oralara göndermesi.
    Bu ve benzeri sebeplerden dolayı sıbyan mekteplerinin gayesi olan talebeyi hafızlığa hazırlaması ve erken yaşta eğitime başlayıp hızlı yol almasına aracı olması gerekirken ekseriyetle talebenin, hafızlıkta kısmen, arapça da ise çoğunlukla yarıda bırakmasına sebep oluyor.
    Sıbyan mektebinden yaşı hafızlık yaşına gelmesiyle ayrılan talebe, hafızlık medresesine gidiyor.
    Hafızlık
    Yeni bir medrese yeni hoca yeni arkadaşlar heyecanını yaşarken sıbyan mekteplerindeki sorunların çoğu hemen hemen hafızlık medreselerinde de maalesef bulunuyor.
    Bunlarla beraber
    1-hafızlık hocalığı yapan hocaların çoğu daha önce ehil bir hocanın yanında çıraklık yapmadan göreve başlıyor.
    2- idarecilerin hocalara yeterince maddi imkan sağlayamaması sebebiyle 5-10 yıl hocalık yapan evlenen hocalar çoğunlukla diyanet camiasında yer almayı tercih etmek zorunda kalıyor. Bu sebeple eldeki hocalar tecrübesizlikleri sebebiyle talebenin dersi yapıp getirmesini bekliyor. Kendi başına şevkle çalışanlar (iyimser olarak %15-20) hariç diğerleri hafızlık sürecinde ciddi şekilde yıpranıyor.
    3- yine çoğunlukla her talebeye aynı usulle ders yaptırılmak istenince o usulde başarılı olamayan talebe, medrese medrese geziyor ve ayar tutmaz oluyor.
    4-hafızlık medreselerinde ekseriyetle hafızlık yapanların doğru menhecle yaptırılmadığı için veya icazete yetişsin vs. Gibi sebeplerle dersleri zayıf olarak geçiriliyor.
    5- özellikle son yıllarda hafızlık süreleri giderek uzuyor. Bunun en önemli sebeplerinden biri ise hocaların eski dertli hocalar gibi değil de daha çok memur gibi saati doldurup medreseden çıkması, talebenin yarınki dersinin hazır olup olmamasına önem vermemesidir. Haftada iki ders kaybının normal hale gelmesidir.
    Neticede talebe hafızlığı da bitiriyor ve sıbyan ile beraber bu süre yaklaşık 7-10 yıl.
    Arapça
    1-arapça medreselerimizde müfredatın çok yoğun olması
    2- okutulan kitapların birinden diğerine (misal: izhardan kafiyeye) geçerken talebenin yetersiz kalması bu sebeple bazı kitapları anca yarısına geldikten sonra anlamaya başlaması.
    3- müfredatın bu günkü talebeye hitap etmemesi
    4- hocaların müfredatın tamamını okutması,
    5- bıranşlaşmaya gidilememesi
    6- bazı ilimlerin hocalar (ben de dahil) tarafından da tam olarak sindirilememesi/anlaşılamaması. (belağat ilimleri gibi)
    7- eğitim süresinin (temel müfredat için) gelen talebenin tahammül sınırının üstünde olması (istişarelerde en fazla 4 yıl olması gerektiği konuşuluyor)
    8- sıbyan ve hafızlıktan talebenin yorgun olarak arapçaya başlaması ve bir an önce göreve başlayıp
    Rahata kavuşmak
    Maddiyat elde etmek istemesi
    9- talebeyi şevklendirecek isteğini canlı tutacak örnek hayatların/ ulemanın kıssalarının anlatılmaması ( وكلا نقص عليك من انباء الرسل ما نثبت به فؤادك )
    10- tarikat derslerimize yeterince çalışmamamızın talebeye de yansıması
    11-hocaların kendini geliştirmemesi
    12- hocalar açısından maddi imkânların yetersiz olması
    13-medresenin dünyalık bir gelecek vaad etmemesi
    12- velilerin talebenin başladığı ilmi bitirmesi konusunda umursamaz olmaları

    Buraya kadar anlatılanlar medreselerin istenilen kalitede hoca yetiştirememesi ve başlayan talebe ile bitiren talebe arasındaki uçurumun acizane gördüğüm sebebleri.
    ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
    Çözümle ilgili olarak en baştan başlamak gerekirse;
    talebenin eğitim hayatının bir bütün olarak planlanması ve ona göre bir eğitim tercih edilmesidir. yani medreseye verilen talebenin ileri yaşlarda 25-30 lu yaşlarda hayatını nasıl devam ettireceği esas alınarak talebeyi ona göre bir eğitime yönlendirmek gerekir.
    bu konuda hocaların velileri bilgilendirilmelidir. Yani ileride dini alanda ( imam, müezzin, Kur’an kursu hocası, dini ihtisas, yüksek ihtisas hocası, medrese hocası, vaiz/hatip veya Emri bil-Maruf alanında çalışması istenen talebelere ona göre bir eğitim verilmesi ile ilgili velilerin tercihine göre çocuğun yönlendirilmesi ve her bir branş için gerekli eğitimi alması sağlanmalıdır.
    bir öğrencinin medresede okuyarak geçirebileceği en yüksek sürenin baştan hesaba katılarak eğitimin buna göre planlanmalıdır
    öğrencinin ailesi tarafından dini alanda hizmet yapması istenmeyip okula devam etmesi sonrasında çalışma hayatına atılması isteniyorsa, bu gibi öğrencilere bir Müslümanın bilmesi gereken; Kur’an-ı Kerim dini bilgiler ilmihal bilgileri gibi zorunlu eğitim verilmesi ile beraber ahlaki ilkelerin öğretilmesi ve okuyacağı alana yönlendirilmelidir.
    mesela hafız olup mühendislik alanında okuyacaksa bu çocuğun hafızlığının din hizmeti anlamında kimseye faydası olmayacaktır.
    sıbyan kursları ile ilgili yetkili kimselerin ciddi bir çalışma yapması gerekmektedir hafızlık kurslarımıza fiziki şartların ötesinde eğitimle ilgili bir standart getirilmesi önemlidir.
    Arapça medreselerinin imamlığa veya müezzinliğe gidecek talebeleri vazifelerini ifa ederken onlara lazım olmayacak bazı ilimlerle (mantık münaza belağat ve usul ilimleri) meşgul etmeyip yapacakları vazife ile ilgili daha donanımlı olabilmeleri için gerekli (tefsir hadis vaaz ve hitabet) eğitiminin verilmesi gerekmektedir.
    Hafızlık ve Arapça medreselerinde görev alacak hocaların öncelikli olarak kendi hocalari veya bir başka medresede ehil bir hoca efendinin yanında çıraklık ve kalfalık yaparak sorunları çözme metodunu talebe ile ilgili bir problem olduğunda bağırıp çağırarak değil talebe’yi nefret ettirmeyecek medreseyi de yapılan yanlışlarla diğer talebelerin etkilenmesinden koruyacak şekilde uygun hareket etmeyi öğrenmelidir.
    17 yaşında 18 yaşında bir Hafızın kesinlikle kendisine sınıf verilerek görevlen-dirilmemesi gerekmektedir çünkü bu Arapça okuyan bir talebenin ben gidip hafızlık hocalı yapabilirim anlayışına sebep olmaktadır.
    idareciler henüz Arapça okuyan ve okumaktan biraz sıkılan bir talebeyi çok düşük ücretlerle istihdam ettikleri için işin ehli olan aile geçindirmek ev kirası vermek zorunda olan hocalara Hayatını devam ettirebileceği bir maaş vermemektedir bu sebeple yetişmiş olan hoca efendiler başka işler yapmak zorunda veya başka kurumlarda görev almak durumunda kalıyorlar onun içindir ki henüz hoca olacak yaşa görünüme ve olgunluğa ulaşmamış kimselerin ucuz maliyetlerle görevlendirilmemelidir ve bu sebeple bunların henüz çocuk denecek yaşta davranışları sebebiyle talebelerin medreseden soğuması engellenmelidir.
    MEDRESELERE RAĞBETİN AZALMASI
    Medreselere ve medrese eğitimine olan rağbetin azalmasına sebep olarak başlıca şunlar sayılabilir:
    1- medreselerin dünyalık bir gelecek vaat etmemesi.
    2- medresede okuyan çocuğun çalışma hayatında aldığı eğitimle ilgili bir iş bulamaması.
    3- ailelerin medrese eğitimi sonrasında çocuklarının gelecekleri ile ilgili endişe hissetmeleri.
    4- feto darbe girişiminden sonra medresede veya cemaatlerde okuyan çocukların ileride bir gün cemaatin yapacağı yanlışlar sebebiyle cezalandırılması endişesi.
    5- giderek medreseye öğrenci veren İslami kesimin medreseye olan inancının kaybolması ve benzeri sebepler.
    6- Ve son dönemde genelde cemaatlere özelde ise hem Adıyaman cemaati hem de İsmail ağa cemaati ile ilgili fitnelerin ortaya çıkmasıyla duyulan güvenin kaybolması.
    YAPILMASI GEREKENLER
    Çözüm önerileri
    1-imamlar, müezzinler, emr-i bil’maruf ve İslami eğitime gönül vermiş kimselerin medrese eğitimini gündemde tutmaları ve insanların medresede alınan eğitimle ilgili bilgilendirmesi. Bu konuda bu vazifeyi yapan hoca efendilerle istişarelerde bulunulması.
    2- öncelikli olarak hafızlık eğitiminin ve evlatlarının hafız olmasının öneminin cemaatlere cami cemaatine genelde ise Emri bil-Maruf çalışmalarında anlatılması
    3-hafızlık kurslarındaki hafızlık hocalığı yapan hocaların talebeleri Arapça eğitimi almaya yönlendirmeleri
    4- bu konuda heyetler kurulup Cemaatimizin ileri gelenlerinin diğer camia önderleri /büyükleri ile bu konuların istişaresini yapması.
    5-gerekirse diyanet işleri Başkanlığı ve devlet ricali ile bu eğitimin gerekliliği ile ilgili dosyalar sunulması.
    6- hafızlık ve Arapça okuyan talebelere burs imkanlarının sağlanması.
    7-medreselerinin fiziki şartlarının cazip hale getirilmesi.
    8- Hem hafızlık hem de Arapça medreselerinde talebelerin okul kayıtlarının yapılması ve imam hatip ilahiyat fakültesi anlamında sınıf ve zaman kaybetmeden okullarının da devam etmesinin sağlanması.
    9- medrese hocalarının daha yetkin donanımlı kişilerden seçilip gelen talebinin kaçmasının önlenmesi.
    10- medrese hocalarının ailelerle velilerle daha iyi bir iletişiminin olması (WhatsApp grupları üzerinden düzenli bilgilendirmelerin yapılması) ve zaman zaman ailelerin ziyaret edilmesi.

Bir Yorum Yazın