Bismillahirrahmanirrahim
Mahmut Eren Hoca; Müderris, Fakih, Hatip, Yazar ve Dava Adamı..
1970 Çanakkale Biga doğumlu olan Mahmut Eren Hoca İsmailağa Lideri Şeyh Mahmud Efendinin (oğlunun) damadı ve İsmailağa vakfı heyeti üyesidir. İsmailağa’nın ilmi faaliyetlerinde önemli bir isim olan Mahmut hoca İstanbul’da Erenler Vakfının kurucusu ve onursal başkanıdır da. Vakfın merkezi Fatih Çarşamba’da İsmailağa camiine 200 m mesafededir.

Kariyeri ve Hayatından Kesitler
Mahmut Eren İstanbul’da üniversite okuduğu yıllarda Nakşibendi şeyhi Ustaosmanoğlu Mahmud Efendi Hz ile tanışır ve onun teklifi ile okulu bırakarak 1989’da ismailağa’ya Medrese okumaya gelir. Yüksek zekası ve üstün gayretleri ile kısa sürede kendini yetiştiren Mahmut Eren Medrese müfredatını tamamlar ve Mahmud Efendi Hz’nin icazeti ve tensıbi ile İsmailağa Taş (kubbeli) medresenin baş müdderisi ve müdürü olur (1992). Mahmud Efendinin merkez medresesi olarak bilinen bu Medresede bir çok ilim ehli hocalar, hafızlar yetiştirerek İstanbul içine ve Anadolu’ya gönderir ve Erenler Medrese teşkilatı kurulmuş olur.
Mahmud Efendiye Damat Oluşu
Genç ve başarılı bu mollaya bir çok ihvan kızını vermek/evlendirmek istese de Mahmud efendi hz onları “siz Molla Mahmud’u bırakın onun sahibi var” diyerek durdurur ve nihayet kendi torunu ile onu evlendirerek onu damat edinir. Oğlu Ahmet Ustaosmanoğlu hocanın kızına münasip görerek nikahı bizzat kendisi kıyar.

Mahmud efendi Hz ve etrafında iki oğlu iki torunu damat Mahmut hoca ve küçük torunlar
Hızır Efendi’nin şehadetiyle bir çok aile sırları Mahmut Eren hocaya tevdi edilir. Mahmud efendi hazretlerinin aile işleri ve torunların eğitim ve terbiyesiyle de yine Mahmut Eren hoca ilgilenir.
Mahmut Eren Hoca’nın birçoklarına göre sonradan gelip Şeyh Mahmud efendiye en yakın olması tekkede bazı kıskançlıklara sebep olur. Özellikle eski istihareci ve ekibi bir dönem hoca efendi ile uğraşırlarsa da Mahmud efendi hazretleri küçük damadını kimseye yedirmez.
İsmailağa Taş Medrese (Kubbealtı)
Mahmud efendi hazretlerinin himmeti altında ilmi ve manevi terakkilerini sürdüren Mahmut Hoca 90’lı yılların başında İsmailağa Taş Medreseye Baş müderris ve müdir olarak tayin edilir. Böylesi önemli bir ilim merkezine baş müderris olması cemaat içinde tanınmasına sebep olur.
Taş Medrese (Kubbealtı)
İsmailağa cami avlusundaki Taş Medrese resmi adıyla Manyasızade Medresesi tıpkı İsmailağa camii gibi cumhuriyet yıllarında kaderine terk edilmiş, yer yer çökmüş harabeye dönmüş iken Ali Haydar efendi Hz’nin emri ile müritleri tarafından tekrar restore edilir ve o yıllarda Kur’an Kursu/yurt şeklinde faaliyet gösterir. Bu dönemde ilk işleticisi (Mahmud Efendinin bacanağı) Ahmet Vanlıoğlu hoca olur. Ahmet hoca sonra Büyük İsmailağa Kuran Kursuna geçince Taş Medreseyi yeğeni Husamettin Vanlıoğlu hocaya devreder. Akabinde bir süre (6 ay gibi) şehid Bayram Ali Öztürk hoca vaziyet eder. ve nihayet İsmailağa Taş Medrese Mahmut Eren hocaya tevdi edilir ve Mahmut Eren Hoca da orayı şanına yakışır bir ilim irfan merkezine dönüştürür.
Bütün bu süreçte, hocaların birbiri ardınca orada görevli/idareci oluşunda asıl amil ve amirin Mahmud Efendi Hz olduğunu söylemek izahtan varestedir. Yani bazılarının su-i zan ettiği gibi o zamanlar bekar olan Mahmut Eren hoca kimseye darbe filan yaparak o konuma gelmiş değil. Özellikle o zamanın vakıf yönetimi Abdülhak, Mahmut Eren Hocaya apaçık muhalif iken bunu yapması imkansız. Hasılı Mahmut Eren Hoca İsmailağa Taş Medreseye Mahmud efendi Hz’nin bizzat isteği ve emri ile gelmiştir ve ondan hoşnut ve razı olmuştur.
Dönemin şahitlerinden o vakit orada talebe olan A. Öztekin hocanın anlattıkları şöyle :
Ben Mahmut Eren Hoca’nın öncesini de biliyorum. Medresede bir düzen disiplin yoktu. Giren çıkan belirsizdi. Talebede şuur yok okuma azmi yok.. Sonra Bayram Ali Öztürk hoca idareyi aldı. Talebeyi topladı bir konuşma yaptı medresenin bundan sonra uyulması zorunlu kurallarını adabını sıraladı. Ancak düzende herhangi bir değişiklik olmadı. o kuralılar bir türlü hayata geçirilemedi. Nihayet medreseyi Mahmut Hoca devraldı Ben şahsen onun zamanında eğer oldumsa adam oldum. Mahmut Eren Hoca çok ciddi bir disiplin ve eğitim düzeni getirdi. Medrese medreseye benzedi.”
Mahmud Efendi Hazretleri ile yakınlık
Mahmud Eren hocaefendi Efendi Hz. ile sıhriyet yakınlığından önce onun gönlüne girmiş ve hususi teveccühlerine mazhar olmuştur. Yoksa o Hazret’e damat olmak kolay değildi. Malumdur ki bir mürid şeyhinin gönlünde yer etmesi ona itaat ve ittiba etmesine, verdiği vazifeyi güzelce yerine getirmesine bağlıdır. Bu anlamda Mahmut Eren hoca Şeyh Efendi’nin bir sözünü iki etmemiş, aldığı tüm görevleri layıkıyla yerine getirmiştir.
Mahmud Efendi Hz’nin teveccüh ve hoşnutluğunu çok önemseyen Mahmut Eren Hoca geceleri erkenden kalkar ve saat 3 gibi camiye gelen cami imamı şeyh Mahmud Efendiye demir dış kapıyı açar. Bunu uzun yıllar o yapar. Sonraları Efendi Hazretlerinin evi ile İsmailağa arasına bir köprü inşaa edilecek ve Şeyh efendinin gelişi oradan sağlanacaktır. Gecenin saat üçünde Şeyh Efendi’yi dış kapıda istikbal etmesi, buna uzun süre devam etmesi Mahmut Eren Hoca’ya aradığı o teveccüh ve iltifatı kazandırmıştır denilir.
Mahmut’u Bize Ver
Mahmut Eren Hoca üniversiteye devam ettiği günlerde Şeyhi Mahmud Efendi ile tanışmış ve adeta aşık olmuştur. Onun talebi üzerine okulu bir an evvel bırakıp medreseye başlamak istemektedir ancak önünde önemli bir engel vardır Babası Ârif efendi bu işe razı olmaz. Durumu Efendi Hz’ine iletince “getir onunla görüşelim” der. ve Arif Efendi İsmailağa’ya gelir Efendi Hazretleri onunla görüşür “Mahmut’u bize ver biz onu Medresede okutalım” der. Arif Efendi orta halli bir köylüdür oğlunun Üniversite okuyup kariyer, iş dolgun maaş sahibi olmasını istemektedir. “İyi vereyim vermesine de, bizim Mahmut’da çok umutlarımız var para kazanacak bize yardım edecek” der. O vakit Efendi hazretleri “Mahmut’tan aylık ne kadar bekliyorsun? diye sorar. Arif Efendi “yüz bin lira der. Efendi Hazretleri “şu halde sana yüz bin lirayı biz verelim Sen de Mahmut’u bize ver” der. Arif Efendi’nin ‘pekî’ demekten başka çaresi kalmamıştır. Hocaefendi bundan sonrasını şöyle aktarır “Gerçi babam Medrese okumama razı oldu, böyle bir ödemeyi asla talep etmedi”
Kimlerde Okudu
Mahmut Eren Hoca apaçık ilahi inayet altında Allah’ın “ilimde yürü kulum” dediği bir bahtiyar. Onun ilk hocası Mahmud efendi hazretleridir. Mahmud Efendi’nin sohbetlerinde gönül ateşini tutuşturmuş sonra bu ateşin sıcaklığı ile ilmin sarp akabelerini tırmanmıştır. Mahmut Eren Hoca’nın ilmi terakkisine katkı sağlayan diğer hocalar İsmail Yelkenci hoca, Selim Köroğlu hoca, Şaban Sadoğlu hoca efendiler.
Mahmut Eren Hoca İsmailağa taş medreseye önce talebe olarak girer, sonra orada sınıf hocası olur, sonra müdür ve baş müderris olur. Bu süreçte Medresede bulunan diğer hocalar Hüsamettin Vanlıoğlu hoca ve Seyyid Ahmed hoca ve Bayram Ali Öztürk hocalar. Talebeye ders verme dışında kendi aralarında düzenli ilmi müzakereler yaparak da birbirlerinden ziyadesiyle istifade etmişlerdir.
Usul-ü fıkıh Mirat Dersleri
Bu arada Mahmut Eren hoca İsmailağa camii içinde Mahmud Efendi Hz’nin isteği ve nezareti altında icra edilen Usulü fıkıh “Mirat ul-Usul” dersi ile Tefsirden “Nesefi” derslerinin baş müdavimlerindendir ve adeta o halkanın müzakere hocasıdır. Şöyleki Şaban Sadoğlu hoca efendi derse girmeden önce iştirakçiler müzakere ve yeni dersi mütalaa ederler ve bu görev Mahmut Eren Hoca’ya aittir yani Şaban hocanın verdiği dersi bütün hocalar içinde aynen tekrar edebilecek dirayet ve vukufiyete daha o yillarda sahiptir.
Mahmut Eren Hoca’nın Medrese faaliyetleri
İcazeti
Mahmut Eren Hoca Mahmud Efendi Hz’nin elinden icazetname alan ilk kişilerdendir. Onunla beraber Cübbeli Ahmet hoca, Recep Eryigit hoca, Muhammed İslamoğlu hoca, Ömer Mahmutoğlu hocalar da birlikte icazetname almışlar ve İcazet silsilesinde Mahmud Efendi Hz’nden sonra bizzat isimleri yazılmıştır. Efendi Hazretleri bu icazeti verirken “Artık böyle icazet veren kalmadı istiyorum ki bu iş devam etsin. siz de bunu yetişen talebelerinize verin” buyurmuştur. Mahmut Eren Hoca, Efendi Hz’nin bu arzusu üzerine onlarca mezuna o icazeti vermiştir Allah eserini daim eylesin

Cübbeli hoca Erenler Medresesi İcazetname merasiminde
Erenler Vakfı
Mahmut Eren Hoca’nın dostlarından Mehmet Satar ağabeylerin de yönetiminde olduğu Bağcılar’da bulunan bir vakıf faaliyetsizlik ve sair sorunlardan ötürü satışa çıkar. Vakfın adı Erenler Vakfıdır. Mehmet ağabey durumu gelir Mahmut hocaya bildirir bu vakfı devralmayı teklif ve tavsiye eder. Mahmut Eren Hoca bunu ilahi bir fırsat olarak görür Mahmud Efendi Hz’nden müsade istenir, istihare edilir. İstihare olumlu çıkması üzerine kolları sıvar ve gerekli meblağı tedarik etmeye koyulur. Baba mirası mülkleri vs tasarruflarını bizzat ortaya koyarak çevresini teşvik eder ve gerekli parayı sağlayarak vakfı devralırlar. Vakıf adı Erenler olması ile Mahmud hocanın soyadı Eren olması sadece ilahi bir tesadüf ve güzel bir tevafuktur. Bundan sonra hizmetlerini bu vakıf altında ifa edeceklerdir vakfın merkezî Bağcılar ilçesinden Fatih Çarşamba’ya nakledilir
Medreseleri
Mahmut Eren Hoca üniversite camiasından geçerek Medresede yıllar boyu bizzat yatılı okumuş biri olarak, medresenin içinden gelmiş, medresede yetişmiş, medreselerin artılarını eksilerini, kuvve ve zaaflarını çok güzel etüd etmiş bir ilim adamıdır.
Cumhuriyetle birlikte (1924) kapısına kilit vurulan Osmanlı Medreselerini bir Usta Osmanoğlu ortaya çıkarak (1955) küllerinden diriltmiş ve zamanın olanca olumsuz şartları içinde o yıkıntıyı ayağa kaldırarak ikame ve idame etme mücadelesi vermiştir. Bu yeniden diriliş sürecinde Osmanoğlu Mahmud Efendi RA, önüne gelen her muhibbe, istidat gördüğü her sevenine “gel medreseye gir oku” buyurarak medreseleri talebelerle doldurmuştur. Bu esnada “ama efendim ben evliyim, ben esnafım, ben memurum ben askerim ben işçiyim..” şeklinde itiraz edenlerin mazeretlerini kabul etmemiş “Olsun Allah yardım eder. sen gir medreseye, İslâmî ilimler tahsil et” buyurmuştur. Onun hatırını kıramayan, düşünüp doğruyu bulan niceleri işini gücünü aşını bırakarak Medreseye gelmişlerdir.
Mahmut Eren hoca da bu şekilde Mahmud Efendi Hz’nin hususi himmet ve davetiyle üniversiteyi bırakarak Medreseye başlamış ve Allah’ın izniyle en yüksek seviyeden muvaffak olmuştur.
Bâlâda zikredildiği üzere Mahmut hocanın akademik camiadan gelmiş olması, ona ilme eğitime öğrenme ve öğretmeye farklı açıdan bakma imkanı vermiş ve yerinde tespit ve kararlarıyla mevcut medrese düzenini, tedrisatı bir üst seviyeye taşımıştır.
İlmi kalbe indirmek ve sindirmenin mahir bir hocayı dinledikten sonra talebenin ciddiyetle çalışması ve öz gayretine bağlı olduğunu idrak eden Mahmut Eren Hoca Kafiye, Molla Cami seviyesine gelen öğrencilerine dersi kendileri okumaları, bunun için önceden mütalaa etmeleri zorunlu tutmuş ve bu yöntemle hareket eden onun öğrencileri kısa sürede Arapça ibare problemini çözerek ilmi eserlerden istifade etmeyi başarmışlardır.
O zamanların sakalı çıkmamış ergen talebesi Ahmet Ö. Hocanın şu hatırası konuya ışık tutar niteliktedir
“Anadolu’da vazife başında olan vekiller, hocalar Efendi Hazretleri davetiyle onbeş günlük tekamüle/bütünlemeye gelmişlerdi. Derslerden biri de Mahmud efendi hazretleri huzurunda Mektubat okumaktı. Mahmut hocam gece teheccüd vakti oraya çıktı. Hafta sonuydu talebe izine çıkmıştı ben gitmedim Medresede kalıyordum. Hocam giderken bana “sen de gel dedi ve çıktık. Okuyacak kişi kura ile belirleniyordu. Allah’ın işi kura bana çıktı. Geçtim Efendi hazretleri kürsüde, önünde ayakta dikilerek başladım okumaya. Bir sayfadan fazla okudum. Bir ara verildi, akabinde devam edildi.Bu defa kura Anadoluda görevli bir hocaya çıktı.. Benim bıraktığım yerden okuyacaktı ama bir türlü okuyamadı.. Efendi Hz. çalışmamış olmasına darıldı “talebe okuyur sen neden okuyamıyorsun” gibi sözlerle üzüntüsünü gösterdi..” demiştir.
Herşeyden önce Mahmut Eren Hoca kendi hayatındaki düzen ve disiplini Medrese eğitimine tatbik etmiş bu disiplinle talebenin vakit ve emek kaybını asgariye indirerek kısa sürede sağlam yetişmelerini sağlamıştır. Medresede kendisinden başka -ve o zamanlar daha meşhur- hocaların öğrencileri bu disiplin ve başarıyı görünce teker teker onun sınıfına geçmek istemişlerdir.
Geçen yıllar içinde Mahmut Eren Hoca’nın bu başarısı Erenler talebelerinin Tekamül Medresesi imtihanlarını yoğunlukla kazanmalarına sebep olmuş, ismailağa camiasınca vazife almanın koşulu olan bu Tekamül Medresesinin ekseriyetini böylece onlar oluşturmuşlardır.
Bunun karşısında ilmi bir eseri, Arapça bir ibareyi doğru dürüst okuyamayan diğer grupların medrese(*) mezunları ilimdeki bu zayıflıklarını göstermemek için tekamül imtihanlarına hiç girmezler, tekamül okumadan -icazetsiz- Anadolu’da fahri olarak vazife yapma usulsüzlüğü işlemişlerdir.
Bugünlerde yaşanan ayrılık ve ismailağa’dan kopuşlarda başı çeken kimselerin bu icazetsiz ve ilimsiz kişiler olması şaşırtıcı değil.
Muhadese, Şam ve Kahire seferleri
Mahmut Efendi Hazretlerinin Arapça konuşmaya verdiği ehemmiyet herkesin malumudur özellikle de ilim ehlinin. Efendi Hazretlerinin gösterdiği bu yüksek hedefe herkesten önce ulaşmak isteyen Mahmut Eren Hoca Efendi öğrencilerini medrese mezuniyeti akabinde önceleri şama sonraları Kahire ye muhadese eğitimi almaya göndermiş ve bunu medresesinin bir programı haline dönüştürmüştür. Bu çabaların neticesinde Erenler vakfı bünyesinde muhadse eğitimi veren hususi bir medrese açmış ve böylece Arapça konuşmayı Arabi ilimlerin sonunda değil başında tahsil etmeyi öğrencilerine sağlamıştır
Mahmut Eren Hoca’nın ilmi şahsiyeti
İsmailağa medreseleri hocaların meşreb ve mizacına göre iki kategoride değerlendirilir; ilmi önceleyenler ile tarikat ve ibadeti önceleyenler. İlmi önceleyen Medrese tipinde öğrenciler varsa yoksa ilme öğrenmeye teşvik edilir ancak tarikat vazifeleri saatler süren virdler İslami kıyafet teheccüd işrak kuşluk gibi Mahmud Efendi Hz’nin kırmızı çizgileri ihmal edilir.
Tarikatı önceleyen Medrese tipinde ise ilim ikinci plana itilmiş, tarikat dersini muntazam yapan, şalvar cübbesi sakalı sarığı tam olan, teheccüd işrak kuşluk evvabin gibi nafileleri eksiksiz olan talebe yetiştirme üzerinde durulmuştur.
Mahmut Eren Hoca ise bu iki tarzı meczetmiş bir tarafın ağır basıp diğer tarafı ihmal etmesine izin vermeyecek orta yolu bulmuş ve tatbik etmiştir. Bu yönüyle Mahmut Eren Hoca sağlam karakterli mutedil talebeler hocalar yetiştirmiştir. Takvadan anladığı da bu olmuştur: itidal. Belki bu yönünü takdir ettiği için Mahmud Efendi Hz Mahmut hocanın tarzını övmüş Mahmut Eren Hoca takva talebe yetiştirir buyurmuştur. Hayır! bu olmayanı tahsil kabilinden mücerret bir teşvik değil. Çünkü Kemal Efendi dahil, kendisine “okumaya geldim efendim” diyen nice bağlılarına “Mahmud Eren hocaya git seni alsın okutsun” buyurmuştur. Bazen de açıktan “bizim medreseye gir” diyerek Mahmut Eren Hoca’nın medresesini işaret etmiştir.
Mahmut Eren Hoca’nın ders takrir usulü
Mahmut Eren Hoca herhangi bir dersi talebeye okur ertesi gün o dersi talebeden mutlaka ister. Sabırla bütün sınıfın okumasını bekler ve takip eder. Bunu bilen talebe dersinde gevşeklik edemez ve mutlaka çalışır. Talebenin karabalık olduğu durumlarda Mahmud Efendi Hz’nin yaptığı gibi kura çeker kurada kim çıkarsa o okur. Kurası çıkıp da okuyamayan olursa bunun bir yaptırımı mutlaka olur. İşte bu disiplin ve ciddiyet onun eğitimde başarılı olmasını sağlamıştır.
Yukarıda da belirttiğimiz üzere Molla Cami seviyesine gelen öğrencilerine kendisi ders takriri yapmaz, talebeler dersi önceden mütalaa ederek kurada kim çıkarsa o okur. Bunun için ikindi ile akşam arası mütalaa saatidir sınıf sessizliğe bürünür herkes Molla Cami şerhlerinden dersi çıkarmaya çalışır. Hoca Efendi bu konuda öyle titizdir ki Muharrem Şerhini ibaresi kolaydır diyerek yasaklamıştır. Talebeler Akd-ün Nami, Abdulhakim, Abdulğafur gibi diğer şerhlere bakmak zorunda olmuşlardır
Mahmut Eren Hoca’nın derslerinde mefhum ezberlemek gibi şeyler yoktur. Hatta o herhangi bir kitabın mefhumunu/tercümesini Medreseye sokmayı yasaklamıştır. Arapça metinler üzerinde kafa yorup beynin açılmasını tercih etmektedir.
Hoca Efendi gelişen medrese sürecinde alt kitapları okutmayı yetişmiş öğrencilerine tevdi etmiş kendisi talebeyi molla cami den itibaren önüne almaktadır.
Önceleri icazet vereceği talebelerine mezun olunca hemen vermez, bir kaç sene bekletir bu süre içinde onları izlemiş olur, içlerinden ilim ve hizmet yolunda sebat edenlere İCAZETNAME verir, dünyaya dalanlarînkini bekletirdi. Şimdilerde İcazet merasimleri toplu yapıldığı için mezun olan herkes alabilmektedir
Mahmut Eren Hoca’nın eserleri
İlk eseri “Mahmud Efendi Hz 24 saat zarfında namaz içinde ve akabinde okudukları” isimli cep boy bir eser. Ynani Hazreti şeyh efendinin namazdaki duaları ve Kur’andan okuduğu günlük evradı hakkında küçük bir risale. Hocaefendi bunu yazmak için Mahmut Efendi Hazretleri ile bizzat görüştü ve ona sorarak bu işe başladı. Şeyh efendi bu çabasını takdirde karşıladı ve müritlerin ibadet konularında şeyhine ittiba etmesi çok önemli” buyurarak onu teşvik ettiler.
Mahmut Eren Hoca’nın tasavvuf anlayışı
Mahmut Eren hoca efendi Daha üniversiteye giderken Mahmud efendi hz ne intisab etmiş ve tarikat sırlarını, tasavvufi eğitimini ondan almıştır. (benim şahit olduğum) yirmi yılın sonunda “bu güne kadar bir dersim kazaya kalmamıştır elhamdülillah” diyecek kadar dersine virdine biatına sadık kalmıştır. tasavvufi yaşamında yürüyüşünde oturmasında kalkmasında bir mürid olarak da Mevlana Hızır efendiyi örnek almıştır. Hızır efendi tavrı; İhvanlar gözünde kendini parlatacak yüceltecek tavır ve hareketlerden kaçınmak sıradan bir mürid gibi görünmek, halini feyzini diğer müridlere gizlemek. Bu sayede Müridlerle Şeyh efendi arasında bir köprü olmak, set ve duvar olmamak”
Mahmud Eren hoca efendi şüphesiz tarikata dair çok ince marifetlere gizli sırlara vakıf bir zattır. Onun bir arkadaşı bir takım haller zuhuratlara gark olunca halini arz etmek üzere Mahmud efendi hz’ne çıkar, Efendi hz ona “halini gizle, sakın bu hallerini ihvana aşikar etme. Hızır efendi gibi mi olmak istersin filanca gibi mi ? Hızır efendi halini gizledi ihvanla aramda köprü oldu, filanca ise ihvanla aramda set oldu” diyerek uyarmıştır. Mahmut hoca ailevi yakınlığı sebebiyle bu ve benzeri bir çok gizli sırlara muttali olmuş ve bütün bunlardan ibret alarak müridlik yaşantısında Hızır Efendi merhumu takip etmiştir.
O yüzden Mahmut hoca kimi o, talebeleri önünde mürşid tavrı takınan. hal kasan, feyizli rabıtalı görünmeye çalışan, konuşmalarında Mahmud efendi ile yakınlık, hususi dostluk izhar eden o tip hocalar gibi olmadı asla. Onların bazıları Mahmud efendi üzerinden kendi ismini yüceltip kitleleri tekkeye silsileye değil, kendilerine bağlamışlar ve ilk ihtilafta bilgisiz ihvanı arkalarından çekip sürüklemişlerdir.
Mahmud Eren hoca efendi tarikat ve tasavvufta şeriat aklını, sahv halini iltizam etmiş, gelişen olayları, ihtilaf ve kargaşaları bu akıl ve şuurla ele alıp çözümleme yoluna gitmiştir. Çiğ sofuların çoğuna göre “hâl, makam, keramet, ilham, zuhurat” sayılan nice şeyleri Şeriat aklıyla değerlendirir, aslında onların basit sıradan şeyler olduğunu göstermiş ve sonunda haklı çıkmıştır. Kendisini Fena Fillah olmuş zanneden bir müridin halini inceleyen İmam Rabbani hz’nin “hayır sen aslında Allah’ta fani değilsin, müşahede ettiğin şey sadece latife-i hava!” dediği gibi..
Hoca Efendi’nin bu keskin ve isabetli görüşlerinde Mahmut efendi hz ile olan hususi sohbeti ondan aldığı istikamet ve feyiz ve nice sırlar elbette önemlidir. Hoca Efendi’nin aileye mensubiyeti sebebiyle Mahmut Efendi hazretlerine herkesten fazla yakınlaşmış ve kimsenin soramadığı soruları Şeyh efendi’ye tevcih ederek cevaplarını bizzat almıştır.
Hoca Efendi’nin diğergam ümmet dertlisi olduğunu şuradan anlayınız ki Mahmut Efendi Hazretleri ile yaptığı hususi görüşmelerden sorduğu önemli sorulardan aldığı cevaplarını teksir yaparak talebeleri ile paylaşmış ve ilmini infakta asla cimrilik yapmamıştır. Buna karşılık sofu bilinen bazı hocalar Efendi Hazretlerinin yaptığı umumi sohbetlerde tuttukları notları bile talebelerine cemaatlerine vermekten imtina etmişler ve bunu kendilerine mahsus bir bilgi gibi saklamışlardır. Nerede sera nerede Süreyya
Mahmut Eren Hoca’nın kişiliği ve mizacı
Hoca efendi tevazu vakar ve ciddiyet sahibi, hikmeti ileri görüşlü İslam ve ilim dertlisi bir zattır .. dvm edecek
Dedikodular yalan ve iftiralar
Proje iftirası, İncil iftirası, Feto iftirası..!
Buraya yazılması uygun görülmedi, okumak için üzerini tıkla
Hocaefendinin savunması gizli telefon kaydı, video izle
isa Erdoğan
Bir yorum
Allah razı olsun. Böylesi önemli bir alimi bu zamanda tanıtmanız müdafaa etmeniz çok önemli..