Ağızda kalan yiyeceklerin yutulması ve Oruç

Bismillah Esselamualeykum
1-Fitreyi ,fakir olan bir kişiye ,yağ,çay,şeker gibi gıda maddelerinden vermek caiz mi?
2-Oruçlu bir kişi dişleri arasında kalan nohut tanesinden küçük bir yiyeceği yerse oruç bozulmaz denilmektedir.Eğer yiyecek kırıntısı mesela yenilen bir hurmanın kırıntısı dişlerin arasında değil de ağzın içinde kalmışsa ve kişi bunu yerse orucu bozulur mu?

Cevap:

vealeykümselam.

1. Evet verilebilir.

2.İmsak vaktinden önce ağıza alınmış ve irade dışı ağız içinde kalmış ve kuru nohut tanesinden küçük yiyeceklerin ağız içinde yok edilmesi ve icabında yutulması durumunda oruç bozulmaz.

Eltafı Sübhaniden Bir Nebze İzhar

Allah nihayetsiz hamd-ü senalar olsun ki:

Bizleri ilim yoluna fazlı keremiyle istıfa eyledi, ulumu Kuraniyeyi asıllarından tahsil ederiz.

Yetmedi feyz-ü ab-ı hayat tarikine ictiba eyledi, nakşibendiliğe mahsus nisbet-i sıddıkiyetle mesrur ve mahzuz oluruz.

Yetmedi son asrın müceddidini kalplerimize tahbib-ü tarif edip halfi eserinde bizleri o Mahmuda Tufeyleyledi, itaat-ü ittibasında Sünneti Rasulullahı iyha ederiz (s.a.s)

Yetmedi binler Kuran medreselerini elimizden feth idup bu ulvi hizmete bizler alet ve vesile eyledi, ümmet-i Muhammede Kuran Tefsir Hadis Fıkıh Akaid Tasavvuf talim ederiz

Allahın hangi niğmetlerini sayayım..

Zamanın en büyük bidatı avrupaperstliğe karşı kalplerimizi agah edip sünneti rasulullaha bizleri aşina ve me’luf kılmasını, bu minvalde gençelerimize yaşlılarımıza sakal-ı şerifi, hanımlarımıza çarşaf-ı şerifi müyesser kılmasını mı..

Zamanın en büyük haramı Kuran ilimlerini terk edip tağutun mekteplerinide yunan felsefesiyle muhtelit ulumu mesmuma karşı vicdanlarımızı intibaha getirip nasuh tövbelerle o ağulu diploma putlarından necatımızı mı..

Zamanın en büyük fitnesi kadın erkek muhtelit meclislerden cemiyetlerden bizleri sıyanet edip haremlik selamlık sünneti seniyyesine bizleri muvaffak kılmasını mı..

İşte bunca ulvi mazhariyetler ve bu kadar umumi maslahat ve külli hizmetlere nailiyetler bizlere imkan ve fırsat vermiyor ki daha başka cihetlere nazarımızı sarf edelim ve başka meşrep ve meslek ve meşkulyetlere vakit harcayalım..

Pakistandaki Felaketin Boyutu (resimler)

Bir adacıkta tek başına.. aç susuz , helikoptere kendini farkettirmek için çırpınıyorظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظ
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظiki çocuğunu kollarına almasa azgın sel sularında kaybolup gidecek yavrucuklar.. bu kol bu beden bu sıklete daha ne kadar dayanabilir !
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظYıkılmamış tek bina onların sığınakları olmuş.. geride ise sadece sular ve kirli sular var. nereye kaçsınlar nasıl kurtulsunlar
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظKalplerde ki acı yüze böyle aksediyor.. o bebeğin durumu hiç iyi değil
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظselin habercisi kasırgalar köylüleri sarsarken
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظve sele teslim olmuş bir şehir.. hayattan eser artık yok
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظerkekler kadınlar ve çocuklar.. herkes aynı derecede madur.. herkes aynı oranda çaresiz.. tek çare kaçmak ama nereye !?
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظve sonu gelmez sanılan yolların son bulduğu an.. yıkılan köprüde mahsur insanlar.. alttan akan sel ise azgın mı azgın
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظآÂ
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظآÂ
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظآÂ
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظآÂ
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C    Ø·?ظآÂ
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظآÂ
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظآÂ
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظآÂ
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظآÂ
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظآÂ
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظآÂ
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظآÂ
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظآÂ
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظآÂ
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظآÂ
آ ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظآÂ
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظآÂ
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظآÂ
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظآÂ
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظآÂ
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظآÂ
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظآÂ
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظآÂ
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظآÂ
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظآÂ
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظآÂ
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظآÂ
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظآÂ
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظآÂ
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظآÂ
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظآÂ
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظآÂ
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظآÂ
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظآÂ
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظآÂ
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظآÂ
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظآÂ
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظآÂ
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظآÂ
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظآÂ
ظ.Ø·?ظ.ظ^Ø·1Ø·C Ø·?ظآÂ
ظ.ط?ظ.ظ^ط1طC ط?ظ

Ehli Fetret Cennete Neden Giremez

Ehli fetret cennetlik değildir. İmam-ı Azam r.a ve İmamı Matürudiler r.a bunu kesin böyle tesbit etmişler. Biz de onları takliden değil, tahkiken bunun böyle olduğuna kesin kanaat etmişiz. “Ehli fetret ehli necattır” sözü hatalıdır. Eşarilere Gazalilere rağmen hatadır, rahmetullahi aleyhim (haşiye)

Deliline gelince: Allah cenneti ancak iman ve ameli salih edenlere bir mükafat olarak vereceğini Kuranda yüzler kere yerde açıktan beyan etmiştir. Bu durumda imansız ve ameli salihsiz bir fetret adamını cennete göndermek! Kitabının hükmüne münafi olur, cennetin sebeb-i hilkatine muhalif olur. (haşiye2)

Diğer taraftan İmamı Matürudi hazretleri ehli fetretten “Bir Yaradan var” inancına varamamış kişilerin cehenneme gireceğini söylemektedir ki bizler bu görüşün de isabet edemediğini düşünmekteyiz. Zira cehennem kafirlere ceza olarak hazırlanmıştır, kafir ise hakkı gördükten sonra inkar edendir. Halbuki hakkın haberi buna gelmemiş ki inkarcı sayılsın!

Ve 2.bin yılın müceddidinin yüksek irşat ve talimleriyle ehi fetretten imana ermemiş kişilerin ne cennete ne de cehenneme girmeyip dünyalık hukuku ifa ve istifadan sonra behaim ve mecanin gibi toprağa inkılap edeceğine itikad ediyoruz.

Bu orta görüş sayesinde ne imansız kişileri cennete girdirmek haksızlığına, ne de uyarılmamış kişileri cehenneme sokmak haksızlığına düşmemiş oluyoruz. Hak ve adalet yolu budur. Elhamdü lillah illezi hedâna li hâza..

——

Haşiye: “Ehli fetret ehli necattır” sözüyle eğer cennete giriş değil yalnızca cehennemden kurtuluş kastedilirse mesele tamamdır nizaya mahal kalmamıştır. Fakir, eşarilerin bu ifadesini bu manaya hamledilmesi gerektiğini düşünmektedir.

Haşiye2: Eşarilerin delili “biz azap ediciler olmadık taki peygamber göndermedikçe.” Ayeti ehli fetretin cennete gireceğine asla delil olmaz. zira ayetin masadakı muayyen değil, ihtimaller var. ihtimal olan yerde yakin zail olur, yakin ifade etmeyen akaide delil olmaz.

Hem bu ayet peygamber görmemişlerden azabın refini ifade eder. hiç bir şekilde ne delaleten ne işareten ne iktizaen cennete gireceklerini ifade etmez. Bu ayetten hareketle ehli fetreti cennete göndermek kişisel insiyatiftir ayeti açıklamak değildir.

Ayetin mefhumu: Biz toplumlara azap etmişsek durduk yere etmedik hakikatleri haber verecek bir peygamber gönderdik ve onlar o peygamberi yalanladılar ve azabı hak ettiler de biz ancak o zaman azap ettik” demektir.

veya manası: (burası yazılmadı)

Tesadüf mü demeli Tevafuk mu ?

Üstad Said Nursi bir yerde “Kainatta tesadüf yok tevafuk vardır” ifadesiyle tesadüfü inkar ederken başka bir yerde ise bir kitabın eline “hüsnü tesadüf” le geçtiğini belirterek tesadüfü isbat eder:

“Demek tesadüf yok; hadisat başıboş gelmiyor, intizamsız değillerdir. “

“Bir inayet-i ilahiye imdadıma yetişip gafleti dağıttığı bir zamanda, hazret-i şeyhin fütuhu’l-gayb namındaki kitabı hüsn-ü tesadüfle elime geçmiş.”

“Bu bir cilve-i sırr-ı i’cazdır ki kur’an’dandır, tecevvüf değil. bu hüsn-ü tesadüf güzeldir, güzel, bu babda ne dense tezauf değil.”

Tesadüfü hem iptal hem de isbat gibi bir tenakuza düştüğü sanısı nasıl defedilebilir ?

El-Cevap:

İki önermenin bir biriyle çelişmesi için aynı şart ve zeminde ve aynı zamanda söylenmiş olmaları gerekir. “Zeyd mekkede” (dün) ile “Zeyd evde” (bugün) ifadeleri zaman farkından ötürü nasıl birbiriyle çelişmiyorlarsa,

“Mekkeye gidebilirim” (imkan bulursam) ile “Mekkeye gidemem” (bulamazsam) önermeleri de birbiriyle çelişmezler zira şartta birliktelikleri yoktur.

Bunun gibi “Tesadüf yok” ve “Tesadüf var” ifadeleri arasında da aslında çelişki yoktur zira söylendikleri zemin farklıdır.

“Tesadüf yok” ifadesi Allahü Teala hazretlerinin fiillerine nazaran söylenmişken “tesadüf oldu” ifadesi kula nazaran söylenmiştir.

Evet İlahi ilim ve irade ve takdir ve tedbir bütün kainatı her daim kapladığından hiç bir hadise Allah için tesadüf olamaz.

Ancak biz kullar açısından durum farklıdır. Çoğu zaman hiç ummadığımız bir keyfiyette bazı hadiselerle karşılaşırız ve bu ansız hesapsız karşılaşmanın ifadesi “tesadüf’den başka olmaz.

“Çinde yürürken tesadüfen hasana rastladım.” veya “hasan sen burda ne yapıyorsun? tuz almaya geldim” A ne teasdüf bizim de tuzumuz bitti” cümlelerinde kullandığımız gibi

Bu makamda tesadüf yerine bazen de tevafuk da deriz.

Tesadüf yerine tevafuk kelimesini kullanmamız bir hususa tembih içindir: Tesadüf belirsizlik ve hesapsızlık manalarını koltuklarken tevafuk blinçli hareketi, belli bir hesap ve plana uygun oluşu ifade eder

Şu halde “Dün tesadüfen hasanı görüdm” yerine “tevafuken hasanı gördüm” dememiz bu görüşmenin aslında Allahın ilmi ve ezeli takdiri dahilinde gerçekleştiğini ima etmek içindir

yeniden belirtirsek tesadüf kelimesi olayı kul zaviyesinden anlatmak, tevafuk ise ezeli takdir ve iman zaviyesinden anlatmak içindir. Artık mümin hürdür dilediğini kullanır. Mühim olan mutlak tesadüfün olmadığını ve tesadüf ettiğimiz her olayın aslında ilahi tevafuklar olduğunu bilip kadere iman etmiş olmamızdır.

Netice: “tesadüf yok” mutlak manada, “tesadüf var” ise hususi manada söylendiğinden iki önerme arasında çelişki yoktur.

T E F H İ M Ü L E K V A L
Hakkani

Şiiler: Bizim İnandığımız Kuran Bundan Başka

İslam’ın dört hak mezhebi olan Hanefi, Şafii, Hanbeli ve Maliki mezheplerinin dışındaki mezhepler, temel itikadi esasları, İman ve İslamın şartlarına dair farklı inanış ve uygulama biçimleri, en önemlisi Allah’ın (cc) varlığı ve sıfatları, Hz. Peygamber’in s.a.s konumu ve Kur’an-ı Kerim ile Sahabelere bakış açıları açısından ciddi anlamda farklılıklar arz etmektedirler.

Batıl ve bid’at mezhepler olarak adlandırılan bu akımların başında gelen Şiilik (İsna Aşeriye, Caferilik, İsmailiye vd) halihazırda Sünnilikten sadece küçük detaylarla ayrılan bir İslam mezhebi gibi lanse edilmektedir.Oysa Şii mezhebinin önde gelen nerdeyse tüm alimlerinin yazdıklarına, söylediklerine ve genel olarak Şii literatürüne daha yakından bakıldığında aslında İslam’ın temel esaslarıyla çelişen, çok tehlikeli, kimi zaman oldukça şaşırtıcı ve gerçekten İslam’ın özüne tamamen ters düşen bir düşünce akımının olduğu görülmektedir.

Bu dosyamızda onlarca Şii alimin eserlerine ve orijinallerine yer vererek, bunların Kur’an-ı Kerim’in bozulduğu, tahrif edildiği, çıkartma ve eklemelerin olduğu ve değiştirildiği(!) yönündeki kabul edilemez iddialarını kamuoyu ile paylaşacağız.

Gerçek, Kuran-ı Kerim Allahın vaadiyle Onun Hususi koruması altında tek bir harfi bile yeriden oynamamıştır. Bunun aksine inanmak bu ayeti inkar olacağından ve diğer birçok açılardan küfürdür.

Şİİ ALİMLERİN KUR’AN-I KERİM’İN DEĞİŞTİRİLDİĞİ, BOZULDUĞU VE TAHRİF EDİLDİĞİ(!) YÖNÜNDEKİ İFTİRALARI:

1- El Bahrani: “Ehli Beyt imamlarımızdan gelen bir çok habere göre elimizde ki mevcut Kur’an, Allah’ın (cc) Muhammede indirdiği Kuranın bütünüyle aynısı değildir. Hatta bunun içinde Allahın indirdiğine aykırı şeyler var, değiştirilmiş yerleri var oynanmış yerleri var ve bir çok şeyler ise içinden çıkarılmış. Nice yerlerden Ali as nin adı, Ali Muahmmed kelimesi, münafıkların isimleri ve daha nicesi Kurandan çıkarılmıştır!!” (Terc: isa erdoğan)

Bu inanış küfürdür, dinden çıkmaktır. İşte sarı renkle boyalı yerler:

2- El Allame el Fani el İsfahani eserinde Şiilerin en muteber alimleri olan el Kummi ile el Kuleyni’ye atfen akidelerinin Kur’an-ı Kerimin tahrif edildiği yönünde olduğunu ifade etmesi:

3. Abbas el Kummi, Mefatihul Cinan eserinde Meclisiye dayandırdığı pasajda Ayetel Kürsi’yi çarpıtarak yeni ayetler ekleyerek kafasına göre bir sure ortaya  koymaktadır!

4. Ali el Hairi adlı Şii alimin İlzamul Nasib fi İsbatil Hüccetil Gaib adlı eserinin 96. sayfasında elimizdeki mevcut Kur’anı Kerim’in Allah’ın indirdiği Kur’an olmadığı yönündeki iddiası.

5. Ebul Kasım el Hui adlı Şii alimin el Tıbyan fi Tefsiril Kur’an adlı kitabının 225. sayfasında Kur’an’ın tahrif edildiği yönündeki iddialarını dile getiriyor.

6. Es Seyyid Abdullah Şibr adlı Şii alimin Metabih el Envar adlı kitabının 295. sayfasında Şiiler nezdinde Kur’an-ı Kerim’in tevatüren (silsile olarak) tahrif edildiği iftirasını alenen ifşa etmektedir.

7. Hüseyin bin Muhammed el Nuri el Tabrusi adlı şimdiki Şiilerin doğal olarak ziyadesiyle itibar ettiği en önde gelen Şii alimin isminde bile iftiranın yer aldığı Faslul Hitab fi İsbati Tahrif Kitab Rabb el Erbab adlı eserinde Kur’an’ı Kerim’de “saçmalıkların, akılsızlıkların” bulunduğu yönündeki çirkin itham ve iftiraları. Kitabın aslında zaten haşa Kur’an-ı Kerim’de değişiklik ve bozulmalar olduğunu ispat için yazıldığı biliniyor!

8. Bir diğer Şii alim el Allame el Fani el İsfehani el Eraun Havlel Kur’an adlı eserinde Kur’an-ı Kerim’in bozulduğunu söyleyenler kimlerdir, bunların delilleri nelerdir? yönündeki soruya cevabında Şii müfessirlerin imamı el Kummi ile muhaddisinden el Kuleyni’nin Kur’an’ın tahrif edildiği yönündeki sapkın akidelerini itiraf ediyor!

9. Şeyh Yusuf el Bahrani adlı Şii alimin ed-Devretu’l Necefiyye adlı eseri sayfa 298′de alenen ve net bir şekilde şu an Müslümanların elindeki mevcut Kur’an-ı Kerim’in “muharref ve değiştirilmiş olduğu” iftirasını yazmakta bunun tersini söyleyenlerle mücadele ettiğini ve tartıştığını söylemektedir!

10. El Meclisi adlı Şii alimin Mir’at’ul Ukul adlı eserinde sayfa 525′te muvassak 28. hadiste Kur’an-ı Kerim’in noksanlığı ve tahrifi ile ilgili sarih ve sahih çok sayıda haberin olduğu, bunların gizli olmadığını ifade etmektedir. Bunu Şiilerin nezdinde en muteber kitaplardan biri olan el Kafi’ye yaptığı şerhte bu Şii alim Kur’an-ı Kerim’in tahrif edildiği yönündeki rivayetleri doğrulamaktadır!

11. Ali el Hairi adlı Şii alimin İlzamul Nasib fi İsbatil Hüccetil Gaib adlı eserinde sayfa 96′da bugün Müslümanların ellerinde olan Kur’an-ı Kerim’in Cenab-ı Allah’ın (cc) Hz. Resulullah’a (sav) indirdiği Kur’an olmadığı iddiasında bulunmaktadır. Dahası bunun delilinin Müslümanların mushafındaki ayetlerin irtibatsız olduğu iftirasını dillendirmektedir!

12. Nimetullah Cezairi adlı Şii alimin Nurul Berahin adlı eserinde Şii usul ve hadis kitaplarında Şii alimlerinin ve önde gelenlerinin Kur’an’ı Kerim’in tahrif edildiği, çoğu noksanlık ve ziyadeye maruz kaldığı yönünde tevatüren gelen bilgiler ve haberler olduğunu itiraf etmektedir!

Kaynak

Selam ve Salevatı Kısaltarak Yazmak Caizmidir ?

Evet dini mevzu içerikli yazılarda sık geçen selam salevat ve sair dualar için en güzeli bunları bütün bütün yazmaktır. Ancak ne varki yazının rekaketini sağlama adına bunları kısaltarak yazmakta da bir beis yoktur, caizdir. Bunun caiz olduğuna akli ve nakli dört işaret aşağıdadır:

Birinci işaret

Söz kalpteki mananın ifadesi yazı ise onun işaretidir. Bu durumda mana asıl, söz ve yazı onun fer’i olmuştur. Bundan dolayı kalbin kastı doğru olsa ama söz ağızdan eğri çıksa söze değil kalpteki manaya bakılır. Mesela Bekir öğle namazını kılmak maksadıyla namaza dursa ancak niyet esnasında ağzından “ikindi” ifadesi çıksa namazı sahihtir, kalpte ki manaya bakılmış ağızdan çıkan lafız terkedilmiştir.

İkinci İşaret

“Murad mana, değil elfaz” Sırrınca eğer lafızlar matlup manaya delalet ediyorsa her türlü yazılabilir mesele yoktur, velev ki bu delalet bazılarına kapalı olsun. Mesela Sûre başlarında ki (elif lam mim,ha mim gibi) hurufu mukatta’a elbette pek yüksek manalara delalet eder ancak bu delalet Allahın az sayıdaki seçkin kulları hariç umum insanlığa kapalıdır.

Demekki lafız, mücmel veya sırlı yazılmasından ötürü herkes tarafından değil sınırlı kimseler tarafından ancak manaya delaleti anlaşılıyorsa murad hasıl olmuştur, sırlı ve özetli yazılmasında bir beis yoktur.

Kaldıki kısaltma tabir edile biçimlerle yazılmış selam dua ve salevatlar herkesin malumudur ve manası herkese açıktır.

Üçüncü İşaret

c.c / s.a.s / a.s / k.s / slm.a / r.a / rd.a

ve sair biçimlerde yazılmış selam dua ve tahiyyeler okunduğu gibi yazılmadığı gerekçesiyle eğer bazılarınca mahzurlu görülüyorsa bilisinler ki arapça yazılan hiç bir kelime türkçede olduğu gibi okunduğu şekliyle yazılmaz. Mesela sin lam lam mim harfleri yan yana bitişik yazılır ve selleme (selam etsin) şeklinde okunmaya müsait olduğu gibi süllem (merdiven) şeklinde de okunmaya açıktır. Doğru okuyuşu yanlışından ancak okuyucunun bilgisi aşinalığı ve aklı ayırır, bilmeyen cahiller hatalı okusa da yazılış değişmeyecektir.

İşin daha da acaibi bugün arapça nisbeten kolaylaşmış ve büyük ölçüde farklı okunabilme seçenekleri giderilmiştir. Asrı Saadet döneminde ise arapça metinlerde asla hareke olmadığı gibi noktalama da bulunmadığından doğru okuma gayet müşkil ve saab idi. Bununla beraber Allah c.c ve Rasulü s.a.s asla hatt-ı arabiye müdahele etmemiş ve “yazınızı tek okunma biçimine hasredin, net yazın, tam yazın vs” dememiştir.

Mesela o zamanlar racim şeklinde okunması murad olunan r-(c)h-y-m harfleri (H’de nokta olmadığı için) aynı anda rahim şeklinde de okunabiliyordu. Rahim Allahın sıfatı, racim ise şeytanın..

Bununla beraber Allah ve Rasulü ses etmemiş ve yazıya müdahele ettirmemiştir.

Halbuki türkçe yazılmış yukardaki kısaltmaların okunuşu okuma bilen umum müslümanlara malumdur, manaları ise açıktır.

Dörüdncü işaret:

henüz yazılmadı

İntihara Dair

Soru: Ülkesinde savaş olan bazı mücahitler bellerine dinamit bağlayarak icabında düşman safına dalıyor, tank altına atlıyorlar, bunlara “intihar ettiler, haram işlediler” denirmi ?

Cevap: Hayır bunlar intihar etmediler günahda işlemediler bilakis -niyetleri salih olmak şartıyla- büyük ecirler kazandılar.

İntihar, kendini öldürme kastıyla kendi aleyhine yapılan iş, canına kıymaktır. Mücahitler ise kendilerini değil düşmanı öldürmek kastıyla o dalışları yaparlar, bu iki durum birbirinden çok farklıdır.

İntiharı “sonucu kesinlikle ölüm olan fiil” şeklinde tanımlamak ve akabinde mücahitlerin dalışlarını bu tanıma uygun görüp intihar ile ifade etmek hatadır. Zira günahlığı tartışılan intihar din terminolojisi içinde tanımlanmalıdır ve İslama göre intiharın tanımı yukarda verildiği gibidir.  Çünkü İslamda fiiller failin kastıyla anlam bulur. Failin kastı/niyeti o fiilini ya övgüye layık kılar yada yerilmesine sebep olur. Hatta aynı işi iki farklı kişi yapar da biri sevap diğeri günah işlemiş olabilir.

Soru: Paraşütçüler bazen türlü nedenlerle paraşütleri açılmaz ve hızla yere çakılarak can verirler, bu intihar sayılırmı ?

Cevap: Paraşütçülük dağcılık gibi Ucunda yüksek ihtimallerle ölüm olan fiiler eğer ölümle sonuçlanırsa bakılır; bu fiil meşrumudur ve niyet salihmidir. Paraşütçülüğü bir eğlence heyecan ve macera olması amacıyla icra edenlerin ölümü intihar sayılmasa da mesuliyetten hali değildir, bunlar indi ilahide canı abes meşkuliyet sonucu teleften muaheze edilirler.

Ancak paraşütçülük askeri eğitim ve harp hazırlığı maksadıyla icra edilirse muhtemel ölüm vakaları salih niyetle beraber inşallah şehadet sayılır.

Soru: Bir sigara tiryakisi içtiği sigaraların bedenine zarar veridiğini kesin bildiği halde içse ve sonunda sigaranın sebep olduğu bir hastalk sonucu ölse intihar etmiş sayılırmı ?

Soru: Bir sigara tiryakisi içtiği sigaraların bedenine zarar veridiğini kesin bildiği halde içse ve sonunda sigaranın sebep olduğu bir hastalk sonucu ölse intihar etmiş sayılırmı ?

Cevap: İntihar “ölmek kastıyla canına taarruz etmek ve onu telef etmek” olunca sigara tiryakisi bu kapsama girmez zira onun kastı sigara ile menfaatlenmektir canını çıkarmak değil.

Evet ölüm ile kişi arasına giren her fiil o ölümü intihar olmaktan çıkarır.

Tiryakinin ölümü ile kendisi arasında sigaradan temettu etmek (faydalanmak) kastı bulunmuş, paraşütçünün ölümü ile kendi arasında ise uçmaya benzer bir atlama zevki almak bulunmuştur ki bu maksatlar bu işler vesilesiyle gerçekleşen ölünmleri intihardan ayırmıştır.

devam edecek inşallah,

Kadının İctimai Hakkı ve Şeriat

Geçen gün filistin yardım şehitleri gıyabi cenezesini kılmak için fatih cami-i avlusunda idim. Bizden önce alana gelmiş bir çok hanımlar vardı. Namaz için gelen erkekler fazlalaşınca önceden avluda yer tutmuş bu kadınlar erkekler arasında kalmış oldular. “Biz önceden geldik neden kalkacakmışız” edalarıyla bu kadınlar tabi ki yerlerinden kalkmadılar ve vaziyet dinin emirlerine uygunsuz bir hale dönüştü. Nihayet hamiyyet-i diniyesi kuvvetli bazı adamlar bu kadınları uyardılar ve bunlar da kalkıp diğer kadınların olduğu yerlere gittiler. Bizler de rahat bir nefes aldık.

Benzer bir durum başka cemiyet ve teşekküllerde de olmuyor değil. Şimdi bu durumda olan kadınlara düşen tevazu ve edeple kalkıp yerini erkeklere vermektir. Kedi gibi. Kedi bir yer edinir sonra birileri gelir rahatsız ederse hiç hak dava etmez ve derhal kalkar başka bir yere gider. Evet, yerini erkeklere vermek zorunda kalan kadınlar hak dava etmeden Allah için, şeriatın devam ve muhafazası için bunu yapsalar çok sevap alır ve Allah yanında mertebeleri yükselir.

Hazreti İmam: Siz Şeriatı muhafaza edin ki Allah da sizi muhafaza etsin.

Telefona Lira yüklemek caiz değilmidir ?


Cep telefonlarına yüklenen köntör uygulaması liraya geçiş yapmakla paraya karşılık para satın almak gibi bir durum oluştu ve mesela 20 lira yüklemek için 21 lira ödemeniz gerekebiliyor. Arada ki bir liralık fark faizmidir bu uygulama caizmidir, bu yüklemeyi veresiye yapmak caiz değil diyen hocaların fetvası isabetlimidir ?

Cevap:

Evvela hadiseyi iyice incelemek ve adını tam koymak lazım. Evet fakirin de başına geldi 20 lira yüklemek istedim ancak 21 lira ödemek zorunda kaldım, bende 20 lira verdim, dedim “bu telefona yüklenenin parası” sonra da bir lira verdim dedim “buda senin emeğinin hakkı.” bu yolla faizden kurtulmak istedim zira islam fıkhında aynı cins değerlerin mübadelesinde yed bi-yed mislen bi-mislin (peşine-peşin ve aynı miktarda) olma şartı var ki faize girilmesin.. Yani liraya karşıkık lira (parayı bozuklaştırıyorsanız) veya altına karşılık altın yada hurmaya karşılık hurma alıyorsanız her iki tarafın da aynı anda ve aynı miktarda (bir kiloya bir kilo) ödeme yapması lazımdır, bu gibi alışverişlerde arada ki fazlalık veya vaade farkı faizdir caiz değildir.

Ancak konuda geçen kontör/lira karşıkık para verme durumu böyle değildir, zira telefona yüklendiğini var saydığımız şey aslında ne kontör ne de lira değildir. Bilakis bu, operatörün (telefon şirketinin) sana tanıdığı konuşma süresi hakkıdır yani telefona lira yüklenmiyor ve dolayısıyla liraya karşıkık lira almıyorsunuz. Burada yüklenen “lira” geçen zamanı hesap etmeye yarayan bir soyut birimden başkası değildir. Ve önceki durumdan farklı bir şey yapılmamaktadır. Telefon şirketinden satın aldığınız konuşma hakkınız şimdi adına lira denen birimle hesap edilecek ve siz mesela bir dakka konuşsanız şimdi bir lira (önceden üç kontör) eksildiği var sayılacak.

Telefona yüklendiği var sayılan liranın, piyasada geçerli para; türk lirası olmadığının delili, onu telefondan tekrar çıkarıp başka yerde kullanamadığınız. Demek ki telefona ne lira ne de para yüklenmiş değil. Belki siz paranızla belirli bir konuşma süresi satın aldınız ve bu sürenin hesap edilmesi, adına yine lira denen soyut birimle yapılacaktır.

Dolayısıyla örneğin 30 liralık bir yüklemeyi 50 liraya da yapsanız veya bir hafta sonra ödemek üzre yapsanız caizdir.
Çünkü siz lira verdiniz satıcı ise size konuşma hakkı verdi. Aynı şeyler değil. Fıkıh tabiriyle: arada cins birliği yoktur, dolayısıyla peşin ve eşit olma şartı da yoktur.

Fakirin yukarda ki muamelesi bu tahkikatı yapmadan önceydi. Yine de ihtiyatı elde tutmakta fayda var